Mala Ahmet
AHMET KILIÇ (MALA AHMET)'IN HAYATI
Ahmet KILIÇ, 1940 yılında Dargeçit'e bağlı Kılavuz (Xalila) köyünde doğdu. Yörede önemli bir din adamı olan, Molla Süleyman'ın iki eşinden Halime'nin altı çocuğundan beşincisiydi. İlkokulu Kılavuz köyünde okurken diğer yandan medrese eğitimi aldı. Medrese eğitimi 14 yıl sürdü. Çocukluğunda Kürt olduğunu anlamış ve Irak'taki Barzani harekâtına sempati duyarak, yayınlar edinmiş, okumuş ve takip etmiştir.

      1958 yılında Fatım adlı hanım ile evlenirken Medrese eğitimini de tamamlamıştı. Ailenin geçimine katkıda bulunmak için, Siirt tarafında göçerlerin imamlığını yapmaya gitti. Buradaki anılarının birinde "obada uyuz salgını başlamıştı, obanın lideri bana geldi ve bir çare bulmamı istedi, ben de, bitkilerden yapılan ilaçlara ilişkin bir kitaptan uyuza, asma ağacının yakılarak elde edilen külünün ilaç olacağını okuyup, yaptırdım ve oba bu salgından kurtuldu" diye anlatırdı. Daha 20 yaşına gelmemişken, sorunları çözme azmi, oturmuş saygın kişiliği ile liderlik, zulme karşı ve adaletten yana biri olmuştu. Nitekim 1986 yılındaki seçim beyannamesinde de "zulme karşı mücadele ederken, Hz. Ömer'in adaleti ile hizmet edeceğim" demiştir. Burada bir yıl imamlık yaptıktan sonra askerlik görevini yapmak üzere ayrılmış ve ailesine katkıda bulunacak çok sayıda koyun ile dönmüştür.
             
Askerlik görevini İzmir ve Kore'de tamamladı. Kore'de bile liderlik ruhu öne çıkmış ve sancak çavuşu olarak görevini yapmıştır. Kore dönüşünde, bir radyo getirerek, köydeki iki radyodan birinin sahibi olmuş ve sürekli ajansları dinlemiş, Filistin'deki kurtuluş mücadelesini takip etmiştir. Burada ölen her "fedai" için fatiha okumuştur. Yüreğinde asilik, güçlüye karşı daha doğrusu güçlü ve zalim olana karşı olan mücadele azmi hep vardır. Kore ile ilgili anılarını anlatırken birisinde " 14 günlük yolculuk yaptık, yolculuğumuz uçaklaydı ama birçok ülkede duraklıyorduk, bir veya iki gün orada kalıyorduk. Bu yolculuğumda televizyon gördüm, eve döndüğümde, sadece yakın arkadaşlarıma böyle bir aleti gördüğümü söyledim, diğerlerine söyleyemezdim çünkü inanmazlardı" derdi.
Askerlik dönüşünde, Batman ilinde MOBİL adlı petrol şirketinde işçi olarak işe başlamış ancak 17 Mart 1963 yılında Kılavuz köyündeki tek caminin imamı olan babasının vefatından sonra, babası Molla Süleyman'ın rakibi durumundaki başka bir imamın caminin imamı olarak göreve başlamasını hazmedememiş ve oradaki görevinden istifa ederek, köye dönüp cami imamlığına başlamıştır. Bu arada da, bir kadro tahsis ettirerek resmi imam olmuştur. İmamlığının yanı sıra köydeki ve çevre köylerdeki yerel politikada aktif olarak yer edinmiş, tek başına verdiği kararlar ve cesur tavrıyla adını duyurmuştur. O tarihlerde Akçaköy (İzar) köyünde bulunan ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde önemli bir şahsiyet olan Şeyh Seyda bu yağız delikanlıya olan hayranlığından, her Cuma günü onu çağırtarak hutbesini okutmuştur. Bulundurduğu Arap asıllı küheylan atı ve silahıyla her Cuma günü Akçaköy köyüne giderek hutbeyi okur ve aynı gün köye geri dönerdi. Edindiği silahı hiçbir zaman bırakmamıştır. Kılavuz köyündeki imamlık görevini sürdürürken aynı zamanda köy içi politikasıyla da uğraştığı için tabancası belinde ve görünecek şekilde ön tarafta tutardı.
1969 yılında ikinci evliliğini de Batman ilinde Şerife adlı bir hanımla yaptı. Aşık olabilen duygulu bir kişiliğe sahipti. Nitekim Kore'de askerlik görevini yaparken de, Kore'li bir hanıma âşık olmuş, onu getirmek istemiş ancak yasal imkân bulamamıştır.
Kılavuz köyündeki yaşamında sürekli aileler arasındaki çatışmalarda yer edinmiş ve başı hiç beladan kurtulmamıştır. Karşı tarafların onun memuriyeti dolayısıyla sürekli şikâyetlerde bulunmuş bu nedenle hep savunma ve mahkemelerde ifadeler vermek zorunda kalmıştır.

1973 yılında Kılavuz köyünden tayinini yine Dargeçit'e bağlı Alayurt (Arbay) köyüne çıkarmıştır. Bunun nedeni anlatırken "Kılavuz köyünde politika artık kaypaklaşmış, dürüstlük kalmamış ve mevzi almak, daha aktif ve genel bir politika yapabilmek için ayrıldım" derdi. 1974 yılında, siyasi partilerle görüşerek İl Genel Meclis üyeliğine aday olma çabasına başlamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ile anlaşmış ve senato seçimlerinde desteğini vermiştir. Resmi imamlık görevinden istifa ederek yeni ufuklara açılmıştır. Ancak CHP, İl Genel Meclisi seçimleri yaklaştığında söz verildiği birinci sırayı vermeyeceklerini söylemeleri üzerine üyesi olduğu CHP'den istifa ederek, diğer siyasi partilerle görüşmeye başlamış ve Milli Selamet Partisinden (MSP) birinci sıra adayı olmuş, çok az bir oyla seçilememiştir. Seçilememe anısını anlatırken "Karabayır (Zengan) köyünden beklediğim, söz verildiği gibi oy alamadım" derdi. Artık memuriyetten istifa etmiş ve politikada ilerlemek daha aktif olmak için o zamanlar Midyat ilçesine bağlı bir bucak olan Dargeçit'e taşınmıştır. Dargeçit'te öteden beri süregelen yerel feodalitenin egemenliğine karşı mücadele etmeye başlamıştır. Bu dönemde iktidar ortağı olan MSP tarafından Dargeçit'te Ahmet Kılıç başkanlığında bir kooperatif kurulmuştur. Kooperatife 1000 civarında üye alınmış ve bu üyelerin, kooperatif binasının yapımında çalıştırılmaları suretiyle ek gelir sağlamıştır. Kooperatife bağlı olarak bir tane iplik fabrikası için teşvik alınmış, inşaatına başlanılmış ve kabası bitirilmesine rağmen, yine Dargeçit'in kısır döngüsü içerisinde, bu tesise sekte vurulmak amacıyla, politikalar geliştirilmiş ve Ahmet Kılıç'a muhalefet edilerek Kooperatif seçimlerine başka bir aday çıkmıştır. Çok çekişmeli geçen seçimde Ahmet Kılıç yine kooperatif başkanlığına seçilmiştir. İçinde bulunulan dönemde, Türkiye'de akaryakıt, yağ, sabun vs. gibi temel ihtiyaç maddeleri bulma zorluğu yaşanmakta, karaborsa furyası meydana gelmişti. Ahmet Kılıç, kooperatif üyelerine dağıtılmak üzere, temel ihtiyaç maddelerini temin ederek çok ucuz bir fiyata satmıştır. Yaptığı bu tesis kendi çalışmalarına sekte vurulması sebebiyle yarım kalmış ve iplik fabrikası faaliyete giremeden kaba inşaatı halinde kalmış, teşvik ve projesi alınan fabrika buradan alınarak Kızıltepe'de yaptırılmıştır. Bu çalışmalarından dolayı artık Ahmet Kılıç veya nam-ı diğer Mala Ahmet'in ünü ve hizmetleri gerek Dargeçit'te gerekse Mardin ilinde duyulmuş ve tüm siyasi partiler onunla çalışmak istemişlerdir. Artık bölgedeki famile anlaşmazlıklarına Ahmet Kılıç davet edilir ve sorunlarını çözüp barıştırırdı, kaçan gençler ona sığınırlardı. Evlenmek için kaçan gençler evine geldiklerinde, hemen ailelerine haber verir ve "gençler benim konuğumdurlar, anlaşmaktan başka çareniz yoktur bu nedenle buyurun gelin durumu tatlıya bağlayalım" diyip, sorunu çözerdi.

1977-1980 yılları arasında yörede olan tüm haksızlıkların içerisinde aktif olarak yer almıştır, hırsızlık, kız kaçırma vs. işlerinde hep danışılan ve sözü önemsenen kişi olmuştur. 1977 seçimlerinde yine MSP' den İl Genel meclis üyeliğine aday olmuş ve yine seçimleri kaybetmiştir. Bununla ilgili anısında yine Karabayır köyü seçmenlerinin sandığa gitmemesinden kaybettiğini söylemiştir.
1977-1980 yılları arasında, Dargeçit'e bulunan Süryani dinine mensup olanlardan gençlerinin Avrupa ülkelerine gitmesi ve yaşlılarının kalmasından dolayı, bazı Müslümanların onların malına göz dikmeleri, kirada bulundukları ev, işyeri ve ektikleri topraklarına gasp etmelerini hazmetmemiş ve Süryanilerin yanında yer alarak, bu tür anlaşmazlıkları çözmek için, bu tür ev, işyeri ve arsaları satın alarak, ihtilafı kendisi ile yaşamalarını istemiştir. Bu nedenle Süryaniler arasında önemli bir saygınlık elde ederken, diğer yandan karşı tarafların da saygı göstermek zorunda kaldıkları bir kişi olmuştur. Anılarında " Rahmetli babam, anlaşmazlıkları çözmek için şeriata göre hüküm verirdi. Anlaşmazlık sonucu yanına gelenlerden birisi eğer Süryani ise, onları dinlemeden Süryani haklıdır, çünkü Süryaniler dürüst insanlardır ve azınlıkta oldukları için haksızlık yapmazlar. Ben de böyle davranıyorum." Derdi.
Sabahları erkenden uyanır, ilk iş olarak haberleri dinlerdi radyosundan, 12 Eylül 1980 sabahı erkenden marş seslerini duyduğunda ülkede askerin yönetime el koyduğunu anlamıştı. Çünkü 12 Mart'ı hep hatırlatır ve bir er'in nasıl davrandığı konusunu anlatırdı. Hatta Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını bile gözyaşlarına boğularak sabah radyodan nasıl dinlediğini hep anlatırdı. 17 Eylül 1980 günü sabah erkenden bir grup asker tarafından evinden alınarak götürüldü. Midyat ilçesinde bulunan ilçe jandarma komutanlığında birkaç gün tutulduktan sonra, bilinmeyen bir yere götürüldü. 29 gün kayıp kaldıktan sonra, bir gün çıkıp eve geldiğinde bir deri ve bir kemik olarak kalmıştı. Öyle ki, iki metreye yakın boyu ve 100 kiloluk Ahmet Kılıç gitmiş yerine zayıf çelimsiz biri gelmişti. Ahmet Kılıç bugünlerini anlatırken " Midyat'tan bir askeri cemse ile Mardin Seyyar Jandarma Komutanlığına götürüldük. Bir askeri binanın bodrum katına konulduk. Bodrum katında küçücük bir pencere, bir köşede tuvalet vardı. Odanın küçük olması nedeniyle uzanma şansımız yoktu, bazen öyle bunalım geçiriyorduk ki, öldürmelerini isterdik, bu nedenle kapıya vurur gürültü yapardık. Odamıza hava girmesini sağlayan tek yer olan anahtar deliğini de kapatmak suretiyle cezalandırırlardı bizi. Odada sadece belli saatlerde tuvalete götürürlerdi ve tuvalet süresi belliydi, yemek ise, ortaya konan bir tabak ve kaşık vardı, sırayla ne olduğu belli olmayan tabağa konulan bulamaç gibi bir şey ile taş kesilmiş ekmek yerdik aynı kaşıkla. Koğuşta, bir tane koğuş sorumlusu seçilmesi gerektiğinde, beni seçtiler, koğuşumuzda o dönemde politika yapan birçok kişi vardı, eski Mardin Milletvekili Nurettin Yılmaz, Cizre Belediye başkanı Tahir Vesek ve bölgenin diğer ileri gelenleri.
Gözaltında bulunduğu süreden sonra, askerlerce bir arabaya konulup, Mardin' de yol kenarına bırakıldığını, nerede olduğunu bilmediğini, geçen bir arabaya bindiklerini ve Mardin'e geldiklerini, birlikte serbest bırakıldığı kişinin evine giderek banyo yaptıklarını traş olduklarını anlatırdı.
12 Eylül döneminde, aranan bir kişi eğer kaçıp, teslim olmuyorsa, teslim olması için ailesinden birisini özellikle de bir bayanı gözaltına alırlardı ki, esas kişi teslim olsun. Bu nedenle Ahmet Kılıç, bir daha göz altıyı yaşamamak için iki hanımlı çok çocuklu ailesini alarak İdil ilçesine taşındı. Burada bir süre kaldıktan sonra Batman'a gitti sonra da Mardin merkezine gitti. Bu kaçışlar 1983 yılına kadar sürdü. Bu üç yıllık süre içerisinde, tüm mal varlığı tüketilmiş ve hatta borç altına girilmişti. MSP den eski arkadaşı ve Mardin Boru fabrikasının yönetim kurulu başkanı olan Faik Hamidi' ye giderek iş istemiştir. Hamidi de, onu fabrikada, sadece kendisine, gelir getirmesi amacıyla ambar memurluğunda iş vermiştir. Bu sürgün dönemini anlatırken "bayramlarda, özel günlerde evde sadece ailemle geçirmek çok acı veriyordu bana, ben kalabalığa alışmıştım, özel günlerde evim dolup taşardı" derdi. Türkiye' de durum normale dönmeye başlamış, 1983 yılında Genel Milletvekili seçimleri yapılmıştı, artık Dargeçit'e dönüş zamanı gelmişti. 1984 yılı Mart ayında yapılacak olan Yerel seçimlerinden önce Dargeçit'e taşındı. Ve Muhtar seçimlerinde Kılavuz köyünden Yusuf Arslan' ı aday gösterip destekledi.
Bu arada Dargeçit'te belediye kurulması çalışmalarına başladı, ancak o dönemin Dargeçit muhtarı bunu engellemeye çalışmış, Ahmet Kılıç, muhtarı zorla gerekli belgeleri imzalatarak, referandum yapılması imkanı doğurmuş ve referandum neticesinde "Evet" sonucu çıkmıştır. Ahmet Kılıç o dönemi şöyle anlatırdı "Dargeçit büyümüş, artık kaynaklara ihtiyacı vardı, bu gelişme ancak belediye ile yapılırdı, ancak Dargeçit yerlileri küçük olsun bizim olsun mantığıyla hareketle, belediye kurulmasını istemiyorlardı, çeşitli çabalarım neticesinde bunu sağladım" derdi. Nihayet belediyenin kurulması çalışmaları başlamış ve 6 Haziran 1986'da seçim yapılmasına karar verilmişti. Ahmet Kılıç ve iki aday daha seçimlere girmiş ve Sosyal Demokrat Halkçı Partisi'nden kazanmıştı. Dargeçit'in artık kaderini değiştirecek, eski feodal yapıyı kıracak, her evde su akmaya başlayacak bir dönem başlamıştı. Belediyenin ne bir masası, ne bir personeli vardı, Ahmet Kılıç tek başına hizmet etmeye başlamış ve belediyenin çalışmalarını hızlandırmak için geçici işçiler almıştır. Bu arada belediyeye kadrolar tahsis etmiş, işlerini rayına sokmuş ve ilk hedefi olan feodal yapıyı kırmak ile o tarihte sadece ilçede bulunan dört tane mahalle çeşmesinden kadınların bin bir zorlukla taşıdıkları suyun her evde akmasını sağlamaktı. Dargeçit'in su ihtiyacı için İller Bankasına gitmiş ve proje talebinde bulunmuştur ancak, hali hazır haritası olmadığı için, teknik olarak yapılamayacağı cevabını almıştır. Bunun üzerine, halkla birlikte Dargeçit'in suyunun temin edildiği subaşı mevkiindeki suyu kanallar döşeyerek ilçeye getirmiş ve kısa sürede bu sorunu çözerken, bir yandan da hali hazır haritasını ve imar planını hazırlamış, yeni belediye hizmet binası yapmıştır. 1989 yılı seçimlerini kaybettiğinde, üye olduğu bir kooperatifteki 4.500.000 TL.parası ve 16.000.000 TL. borcu vardı. Böylece 11.500.000 TL borcu vardı.
1991 yılında bölgedeki olayların çığırından çıkması neticesinde ve artık insan değerinin kalmadığı bir dönemde, Batman iline taşınmış ve orada yaşamaya başlamıştır. Batman'dayken, Mardin İl Jandarma Alay Komutanlığına çağrılmış ve Dargeçit'teki kontrolün ancak kendisi tarafından sağlanabileceği vurgulanarak, devletin tüm imkanları sunulmuş ve koruculuk önerilmiştir. Anılarında durumu şöyle anlatırdı "bana devletin tüm imkanları sunulacağı ve istediğim kadar silah verileceği şeklinde öneri geldi. Ben hiçbir zaman hiçbir gücü kullanarak bir yere gelmedim, bir güce sığınmadım, ne yaptıysam kendi gücüm ve Allah'ın desteği ile yaptım. Bu nedenle bu öneriyi ret ettim." Bu arada, rahatsızlığı başlamış ve yapılan kontrollerde akciğer kanseri teşhisi konulmuştur. Ameliyat olmuş ve sol akciğerinin tamamı alınmıştır.
1994 Genel Mahalli Seçimleri yaklaşırken, Dargeçit'ten çeşitli ailelerden insanlar Batman'a gelerek bu karmaşık duruma ve güçlerin zulmüne kendisinin göğüs gerebileceğini söyleyerek tekrar çağırmışlardır. Ahmet Kılıç, hastalığına rağmen Dargeçit'e gidip seçime katılmış ama bölgedeki korucu ittifakı ve baskıları neticesinde seçimi kaybetmiştir.
Bu arada üç aylık kontrolleri başlamış ve 1996 yılında tekrar hastalığının nüksettiği tespit edilmişti. Bu kez Ankara Onkoloji hastanesine gitmiş, iki ay sürecek ışın tedavisi önerilmişti. Işın tedavisi için İstanbul'a özel bir hastaneye gitmiştir ve hastalık zamanla diğer organlarına da sıçramıştır. Nitekim 2 Şubat 1997 günü sabah saat 08.00 vefat etmiştir.
Ahmet Kılıç, hiçbir zaman gözünü hiçbir güçten sakınmadı, zulme karşı başkaldırdı, direndi, kime olursa olsun hiçbir haksızlığı kabul etmedi, nitekim 1966 yıllarında, kılavuz köyündeyken, iki tane jandarmanın komşusunu dövmelerine tahammül edememiş ve askerleri döverek silahlarına zarar vermiştir. Allah'ın takdiri ile ölebileceği beklenmezken, Alalh onu korumuş ve eceliyle vefat ederek, ardında yapılmış bir sürü hizmet ile Dargeçit'teki toplumsal değişimin mimarı, mert, yiğit ve saygın bir kişilik, Dargeçit'in İnce Memed' i ve Özal'ı olarak anılmaya devam ederek, 18 çocuğuna bir sürü borç ile önemli ve değerli bir manevi sermaye bırakmıştır.

Katkılarından dolayı büyük oğlu Süleyman Kılıç'a teşekkür ederiz.