M.SELİM ÇİÇEK  (meselci@hotmail.com)
KENTLER BİRBİRİNE BENZER (23.04.2008)
Kentler birbirine benzer...
Her birinde farklı da olsa aynı isimde bir sokağı,garip de olsa aynı uzunlukta bir kaldırımı,değişik de olsa aynı evlerden oluşan bir mahallesi,muntazam da olsa aynı derece ve renkte bir görüntüsü var...
Kentleri ayakta tutan kendisi değildir.içindekilerdir kenti yücelten,onu meşhur eden hadiseler,insanlar,hayvanlar,bitkiler...
Kentler birbirine benzer...
Mardinli biri aynı zamanda istanbul’a da,kerkük’e de ruhunu salıvermiştir.özlemi,yaşantısı,yolculuğu insanın,evrensel kent kümesini oluşturur üzerinde yaşadığı kentte...
Herkes az çok doğulu,az çok batılıdır bu yüzden.her kim hangi şehirde yaşıyorsa yaşasın,her kentin bir akşamı,bir sabahı ve bir hayatı vardır onun için...
Kentler birbirine benzer...
Paralel ayna gibidir kentler..simetrikleri,ışıkları,efkarlıkları ve değişimleri aynı zamana tekabül eder.birbirilerini etkilerler ve aynı dili,aynı duyguyu,aynı iklimi yudumlarlar kaderlerinde.bu nedenle kentlerin alınyazıları örtüşür gel-git vakitlerde...
Evet,
Kentler birbirine benzer...benzer üçgenler gibi,ikiz kardeşler gibi ve bir ağaçta tombul tombuk duran ayvalar gibi...

Yazarımızın diğer yazıları
Ah Hakkarim Çocuktu Adı Kanımca İnsan An Olur Kız Kaçırmalar Sevmek Hala Yerinde Mi Olur Mu Dikkat Dikkat Yurdumun Üstünde Nerdeler Daye sere min di xwerehe Ez Wunda Dikim İstedikçe istiyorum Seni Sen önümde dururken Her an yeni bir yıldır Denklemini Çözemiyorum İnsanın Bildiğimiz Doğru Sadece Daha Doğrusu Saati Geldiğinde Yaz Sıcağında İstekler Koca Dünya Hayat Bazen Kendimize Bakmak Olmalı Yaşam Babamı Anlatıyorum Şiir Gibi Düşmek Yollara Sana Sevdalıyım Diye Cami Avlularında Sevdan İçin Bana İnsanı Anlat Çocukluğumu Özlüyorum Daha Yapılanlar Var Gül Mevsiminin Başlangıcı Senden Önce Hayaldim İçimizi Bulmak Neler Oluyor Ki Sen Gelmeden Önce Gizli Kalıplarımız Ben de Sana Öyle Zaman Olur ki İnsanca Yaşamak Bana Düşen Sensiz Gidemem Uzaklara Aşkın Göçmenlerimi Toplar Amaçlarımız ve Hedeflerimiz Düş değil Yağmur Yağar Herşey Sen Oluyor Kerboran'ın Sorunları Düş Peşime Bu Yazım Sana Yazılıyor Özleminle Geçiyor Kerboran'da Ramazan Coşkusu Her Eylülde Başkalaşırım Kerboran'ın Okuyan Gençleri Kimse Bilemez Benden Söylemesi Seni Kaybederken Dawet Seninle Olmak Vardı Farklıyız Oyuncaksız Büyüyen Çocuk Geçikmiş Bir Selam Belki Gelirsin Diye Petrol Kokulu Akşam


Payımız (05.04.2008)
payımız
bir dilim özgürlüktür
siz tam ekmek yerken
ey dünya...

payımız
rahat bir nefestir
sizin sesiniz her yere ulaşırken
ey kulaksızlar...

payımız
hakça bir taleptir
siz halkımı uyuturken
ey milli iradeciler...

ve payımız
bir güvercin uçması barıştır
siz vatan sakarya derken
ey kardeşim diyenler...


Ah Hakkarim (30.03.2008)
ah hakkarim
sen kurşunlara değil
engin dağlara
zengin bağlara layıksın...

ah hakkarim
sen çocukların
anne babaların çığlıklarını değil
özgürlüğün sesini
mutlu yaşamanın nefesini duymalısın...

ah hakkarim
sen
kara bulutların
gri renklerin adı değil
sen
beyaz güvercinlerin kanadı
sen
tüm güzelliklerin adısın...


Çocuktu Adı (23.03.2008)
çocuktu adı...
nereye uzansa değişiyordu,farklılaşıyordu o durum...
çocuktu adı...
her çocukla,her yaşıtıyla oynamak istiyordu.istiyordu afacanlığını,çocuksu yapısını herkes görsün.herkes el üstünde tutsun avuçlarını.herkes onu kucaklasın...
çocuktu adı...
sabah akşam çelik çomak oynardı.varsa yoksa tek işi oyundu.ama o henüz farkında değildi hayatın bir oyundan ibaret olduğunu.bunu ne düşünecek zamanı,ne de baş ağrıtacak bir aklı vardı.felsefesi,fikri oyun oynamaktı doyasıya...
çocuktu adı...
hangi toprak kimin,kimin değil umrunda değildi.büyüklerle işi yoktu.nasıl olsun ki,onun çevresi mini minacık alanlardı.küçükler onun yegane dünyasıydı.kendi öyküsünü çocuk olarak bire bir yaşamak istiyordu...
yaramazdı.uslu durmazdı.nerede bir haşarı varsa,başta ismi yazılıyıdı.nerede bir ziyan varsa,faturası kendisiydi...
çocuktu adı
ama
yoktu soyadı...


Kanımca (18.03.2008)
kendi kabuğumuzdan çekildiğimiz saat,

kendi aslımıza döneceğiz...

aynalara bakarak,başkalarının sırtından geçinerek ne bir yere varırız,ne de doğru olan anlama bir çizgi çizeriz kendimizce...

kendi kabuğumuzdan sıyrıldığımız an,gerçeklerle,dikenli çiçeklerle yüzleşmeyi bilmeliyiz...

bilmeliyiz dünyada sadece biz yaşamadığını,ya da bize ait olmadığını kütlesi ve hacmi yerküremizin...

bilmeliyiz yürüdüğümüz yol herkesin.Yüce Yaradan herkese nimetini,rızkını vermiştir,bunu çok bilmeliyiz.bu bilinçle haraket etmeliyiz.bu bilinçle yolculuk etmeliyiz eve dönüş yaparken.o zaman bizi bekleyen bize ulaşırız,zahmet sıkıntı çekmeden...

kendi kabuğumuzdan dışarıya fırladığımız vakit,o vakit bizim yeni bir yüzümüz,duru bir hayatımız,şahane bir yaşayışımız ve dürüstlük üzerine kurulu bir yapımız,organizma kokan bir fikrimiz,tesir eden binbir sözümüz,etki eden birçok gözümüz ve gittikçe gelişen bir düşünce felsefemiz olmalı kanımca...

kanımca kabuktan önce kabağımız olmalı ve çatlamalı başımızda,daha yaşımız yaşken ömürde...


İnsan An Olur (15.03.2008)
insan
an olur
ne yapsa yeri olur
bahar gibi açar
bahar gibi serinletici olur aramıza...

insan
an olur
kendini kaybeder
ne yaptığını,
ne kaptığını bilemez olur
öylece
öylece bir yere sürüklenir
farkında olmaz nereye yuvarlandığının
ve
nereye saklandığının...

insan
an olur
kendini dünyadan büyük görür
fil misali
adaşlarını
arkadaşlarını
hayatını
ve
canını ezer geçer...

ve insan
an olur
ona bakmak
onu görmek
her derdi
her belayı atar üstümüzden
insan gibi
insanca bizimle konuştuğu zaman...


Kız Kaçırmalar (10.03.2008)

Dargecitte neler oluyor?
Kız kaçırmalar aldı başını gidiyor.
Ama nereye doğru?
Kötüye doğru tabiki.
Efendim, kız kaçırmaya az çok karşı olsam da,gençlerin ailelerin mağdur olmasına üzülüyorum.ve birbirini sevenlerin,birbirine kavuşmalarından yanayım. Aksi görüşte, olan her iki tarafa oluyor manevi olarak.
Ancak işin garip ve hüzünlü tarafı şu ki,erkek tarafı madden ve manevi olarak darbe alıyor.
İstenilen kızı,kız tarafı olumsuz cevap verince çiçeği burnundaki maşuklar yolu birbirini kaçırmaktan görüyor. Buraya kadar hikayenin besmelesi.
Aman kız kaçırmayın derim siz bekar gençlere. Yoksa yanarsınız,bir acıya daha maruz kalırsınız.
Ne yapmak lazım, güzel ilçemizde gelenek ve görenekler bozuluyor.
Kız babası artık 100(yüz) milyarları bulan isteklerden bulunabiliyor.parayı vermezsen kendini ölmül bil tehditleri kerboran semaları kaplıyor.
Birkaç örnekte bu meydana geldi.ve istenilmeyen durumlar ortaya çıktı. Bunun sonucu hepimizi böyle şöyle etkiler.Acilen kız kaçırmalara sağlam çözümler gerek.
Büyüklerimizi görev başına çağırıyorum. Yoksa yarınlarımız geleceksiz ve dost düşman şeklinde geçecek.
Benden söylemesi.


Sevmek (07.03.2008)

sevmek
sevgili için her şeyi göze almaktır
gerekirse
onun için gözlerini
sözlerini yitirmektir
sessiz kalmaktır...

sevmek
ardı ardına sevgilinin peşinde gitmektir
mevsim kış da olsa
yaz da olsa ona baharları barmağan etmektir
canını
kanını feda etmektir...

sevmek
bıkmadan usanmadan gülü için
bülbül kesilmektir
onun sesini
onun nefesini
her anlama yeğlemektir
ve
kendinden önce
onu
onun bütünlüğünü düşünmektir
kendini ona bağışlamaktır
sevmek...


Hala Yerinde Mi (01.03.2008)

Hala yerinde mi
oynadığım sokaklar
köyümün tepeleri
dereleri
hala yokuş aşağı iniyor mu
çamura saplandığım ovaları...

hala yerinde mi
kan kana
can cana dövüştüğüm arkadaşalarım
elleri minicik
gözleri beni arıyor mu hala
gece başlarken
ve
yıldızlar çocuk halimi kıskanırken...

hala yerinde mi
kalem yerine
tebeşirlerle yazdığım fon rengi kaya şiirler
kokladığım nergisler
ve
suladığım çiçekler
hala yeşil mi
yağmur yağıyor mu esmer toprağıma
anamın vasiyeti
babamın nasihati olan özümde
doğru duru
kaymak gibi sözümde...

ve hala yerinde mi
kürtçe kelimelerle
dans ettiğim ateşler
baharı karşılama törenleri
aylar önce hazırlandığım bayramlar
ve
düğünler hala
oynanılıyor mu halaylar şeklinde
emin arbani sesiyle...


Olur Mu (24.02.2008)
Çok çok
severek yaşlansam dizlerin dibinde
ayaklarını öpe öpe
cenneti istesem senden
olur mu...

olur mu
sana bakıp bakıp
yemekten
sudan kesilsem her gün
bir ömür boyu
bakışlarınla uyuyup
nakışlarınla şekil alsam
sende öylece kalsam...

ve dakka başı
kalbine habire şiir yazsam
dolaşsam derinliklerinde
kaybolsam
bedevi dolsam tüm yanlarına
ve tüm zamanlarına konuşkan isim
görünen cisim olsam
olur mu
olur mu
olur mu?...


Dikkat Dikkat (21.02.2008)
Sevgili hemşehrilerim,
Dargeçit'in sefa mahallesinin başkentindeki sokakları hala daracık, burgacık.
Sokakları dar diye itirazım yok.
İtirazım,lağım,mutfak ve banyo sularının mahalle içini,beynini kirlettiği için. Pis koku etrafa zarar verecek cinste. Adım atmak çok zor. Hele bir yağmur yağsa botun yoksa, çizmen yoksa ayağında oradan çamura saplanmadan geçmek mümkün değil.

Çözüm cümlesi ne peki?
Olmaz mı,
Belediyenin bu ara sokaklara derhal müdahele etmesi gerekir. O mekanlar Dargeçit'in tarihi renkleri barındırıyor çünkü, ve sorarım size biz hangi çağda yaşıyoruz? Havasını soluduğumuz yerden hepimiz sorumluyuz. Bu sorumluluğun başı belediyedir. Baş iyiyse, biz de güzelleşiriz. Belediye alt yapıyı buralara da taşımalı. Bu ihmal daha fazla uzatılmamalı. Bu utançtan kurtulmalı bir an önce. Bir yerden bir yere geçmek için, ana caddeleri kullanmak zorunda değiliz, kolay yoldan, zamandan kazanç varken olması gibi, kalması gibi olmamalı, kalmamalı yaşadığımız meskenimiz.
Bir dargeçitli olarak ne zaman o sokaklardan geçsem,bir sinir,bir acizlik yakalar beni.utanır,yürümek zorlaşır bende.düşünce üstüne düşünce bulur beni.
Haksızsam söyleyin?
Belediyeye önemle duyurulur.


Yurdumun Üstünde (18.02.2008)
Yurdumun üstünde
kara bulutlar eksilmiyor.
annem hala hastane koridorlarında türkçe bilmeme acizliğini yaşıyor sözde.
gerçekten annem anadiliyle her yerde konuşmanın heyecanı ve özgürlüğü içinde.ama nerde o günler nerde.her gün bir sürgün.
annem dünyaya farklı bakıyor.ne düşmanı ne dostu var annemin.annem bir tandır ekmeği yapar,bir çorba pişirir.
hayvanlarını iyi besler,ihmal etmez.yardımsever,sıcakkanlı ve kucaklayıcı bir yamacı var.
yurdumun üstünde annemin elleri üşüyor.neden yaz kış demeden bu devran devam ediyor.
içine,bağrına saklıyor söylemek istediklerini annem bu nedenle.
annem konuşurken dinlemeyi de biliyor.ne gurur ne yükseklik var onda.onda vatan sevgisi var,bastığı topraklar üstünde.
yurdumun üstünde yeni bir rüzgar esmiyor.
en azından annemin yüzünü okşarken yanaklarının güldüğü bir meltem olmuyor.
annem bu yüzden dertli.bu yüzden oğullar,kızlar doğurdu masum bir istekle.
annem bir mesken yurdumun üstünde,öpülesi ayaklarında cennet fışkırır.


Nerdeler (07.02.2008)
Nerdeler
doğru bildiğimiz adamlar
darda kaldık mı
omuzlarına dağ gibi yaslandığımız...

nerdeler
hakiki sevdaları yaşayıp
gülü için
sümbülü için kışı bahar gibi yaşayanlar...

nerdeler
çamur içinde
çelik çomaklarını oynayan ülkemin çocukları...

nerdeler
şarkılarında herkesin kendini bulduğu gırtlaklar...

nerdeler
birbirine selam verenler
sağcı da olsa
solcu olsa
yaşama birlikte renk katan kullar...

nerdeler
doğup aramıza katılanlar
nerdeler
varlıklarında kendimizi bulduğmuz simalar...

nerdeler
ben sen o
bizim sokağın sakinleri
imamı
delisi
ayşe yengesi
kara ahmeti
dul fatması
ve deli muhtarı...


İnsan Olmak Gerek (04.02.2008)
İnsan arasına katılmadan,
hayatın zevki olmuyor.
yaşam insanların gülüşleriyle anlam kazandığına,insanların konuşmalarıyla amacına ulaştığına inanlardanım...
insan güzel bir yaşam.ve her yaşamı çok seviyorum.
renk renk yüzleri görmek,adımlarını izlemek,uykusu,yanışı ayrı bir hoşluk veriyor insanlığıma.
bir zenginlik,bulunmaz bir nimet olarak görüyorum insanı.insan ki duyan,konuşan,gören,hisseden ve koku alan bir derinlik bana göre.
artısı eksisi çok olsa da,
dengesi ve ahengi bir uyum içinde.
aklı var,ona yol gösteriyor mesela...
mesela kalbi var vicdan duygusu var...
insanlık gibisi yok.
insanı anlamak ve anlatmak için insan olmak gerek.
insan olmak gerek,insanlığa erişmek için...


Daye sere min di xwerehe  (ji bo yabo) (30.01.2008)
Daye sere min di xwerehe
kani bave min
kani yabo...
daye sere min di wxerehe
ere ti saxi
idi
ka bavimin
bave malama,
cotkere ard u rezeme,
şivaneme
çebuna nivemin,
beje daye
ka bavo
çu ku
çima
şev beri wi dihin sibiha,
çima
cehe wi vala ye....
daye sere min di xwerehe
go bavemin newe
we lih eşe dilemin,
we sewimene jiyanamina be bav...


Ez Wunda Dikim (27.01.2008)
Ez wunda dibim
wexta ji te hez dikim...

wexta
ez te maç dikim
sterk ji ezmana tén xwar
xwarin sar dibe li ser sifriya jiyanamin
dilemin dibe dilete...

ez wunda dibim
gava tém cem te
cem te
sibiha dişom di şeva da
di şeva da
dibim rahniya peşiyate,
dikevim çep u rastete...

mi go
ez wunda dibim
kengi ti hat welate min
te welate min avda bi rih u can xwe
bi xwe...


İstedikçe istiyorum Seni (10.01.2008)
Mevsim kıştır diye sıcak bahanelere sığınmıyorum yare.
yare senden gelen her anlamı güzelliğin,özelliğin olarak kabul ediyorum kendi hesabıma.kendi hesabıma fatura kesmiyorum sana,seni seviyorum diye...

seni seviyorum diye,daha çok düşmek,daha fazla yağmak istiyorum üzerine.üzerine yağmur damlası,üzerine kar tanesi olmak istiyorum...

istiyorum ki her şeyde sende aşayım.sende göreyim mutlu olmanın sevincini.rahatı,huzuru seninle bulmak istiyorum.sende bulayım zirvelere bir bir tırmanma coşkusunu...

ve ardında gelen yeniden birlikte sevmek sevilmek istiyorum.
sana hep aşık,daim kucak olmak istiyorum.seni istiyorum.
seni istiyorum,geceleri isteyen yıldızlar gibi.güneşi arzulayan sabahlar gibi seherini,ılımanlığını,doğallığını ve yumuşaklığını istiyorum...

istedikçe istiyorum seni.
ya da istiyorum seni istedikçe...


SEN ÖNÜMDE DURURKEN... (03.01.2008)
sen önümde dururken
yaşamak için
binbir neden,
fazlaca eden var ikimize...

bize rahat rahat uçmanın keyfi,
uçmanın coşkusu var
meleklerin yeryüzüne inişi gibi....

sen önümde dururken
pusulaya,
postacılara,
sokaktakilere ihtiyacım kalmayacak
adımlarımın adımlarında yol alması
sana kalması yüreğimin kan akışı
gözlerimin sen bakışı
sen nakışı
sen işi...



HER AN YENİ BİR YILDIR... (01.01.2008)
yine bir yıl geçti ömrümden...
sevinçli değilim.Hüzünler bir dört yanımı sarmış,imdat!
eyvahlar sarıyor benliğimi.
eskilerin kervanına katılıyorum seneler gördükçe.
zaman göreceli bir kavram olsa da,acı gerçeğimiz ölüme doğru gittiğimizdir.
sağlıktan sonra en değerli kavramdır vakit.
vakit nakittir,böylesi sözler boşuna dile gelmez.
ve ne yazık ki bu iki anlama karşı düşman kesiliyoruz,ihmal ediyoruz bütünlüğümüzü.
bizi bırakıp benlere sığınıyoruz.
ve taklitlik alıp başını gidiyor.
gövde ayaklardan ayrılıyor.
yollar çıkılmaz sokaklar oluyor yeni yıllara dayanırken.
bu yüzden ölümü kimse istemez.
oysa gerçek olan sadece ölümdür.
ölümün şereflisi hepimize nazil olsun.
yeni yılınız farklı olmasın.
her an,yeni bir yıldır çünkü!...


DENKLEMİNİ ÇÖZEMİYORUM İNSANIN... (28.12.2007)
denklemini çözemiyorum insanın
birine güvenirken
bir diğeri dostuna küsebiliyor hemen
hemen
değişebiliyor beşer
verdiği sözleri,
gördüğü gözleri unutabiliyor isteyince
isteyince
dağları karşına alıyor
istemeyince
fareden kaçabiliyor...

denklemini çözemiyorum insanın
ne istediği belli değil
doymak,
yetinmek bilmiyor güzellikler karşısında
ne ders alıyor,
ne de ders vermek istiyor

o
bildiğini yapıyor,
bildiğini okuyor kendi kendine
kendi kendine
hem hayatını,
hem ölümünü hazırlıyor....

denklemini çözemiyorum insanın
kolları,
ayakları birbirine uymuyor
kucaklarken dövüyor
yürürken geri dönüyor yerine
anlamıyorum insanlardan
insanlar tehlikeli,
engin bir bulmaca insanlar

çözdükçe boğulursun varlığında...


BİLDİĞİMİZ DOĞRU SADECE... (23.11.2007)
Temennilerimiz var
bizi bizden aşan öteler...
bir yarış halindeyiz
gidip geliyoruz yerkürenin üstünde...
isteklerimiz var
kendimizi kendimizden aşan arzular...
biz yerimizde durmuyoruz
yollara düşüp
yolcu oluyoruz şehirlere
ne dağa
ne bağa ilişir gözlerimiz
sözlerimiz doğru çünkü
çünkü
bildiğimiz doğru sadece...


DAHA DOĞRUSU... (29.09.2007)
Uzun zamandı yazamıyordum köşede siz sevgili okuyucularıma.
Bunun için bin özür borçluyum dil ve yüreğinize.
Bazı dönemler var,insan ne yapsa konuşamıyor.
Kendini suskunluğun derin kollarına bırakıyor.
İstese de kabuğundan çıkmak istemiyor.
Yaptığı sadece kendini sessizliğe bırakıvermek,diclenin yazda fırata sakin sakin cilve yaptığı gibi.
Başkasıyla ne muhatap olur ne de hatip.
Ne etseniz onun ağzından laf alamazsınız,dolması için yanınıza aldığınız torba boş kalır,boş dönersiniz evinize.
Bende de öyle haller oldu,allahtan kendime ve çevreme zarar vermeden yine başı dik ve alnı ak bir şekilde karşınızdayım,bunun için pek mutluyum.
gündem deli dolu,hangisine dokunacağıma karar veremiyorum.hayat devam etttiğini biliyorum.
Güzel olan ve iyi giden bu yön.
İnsanlık ölmediği vakit,kardeşlik ve barış rüzgarları hiçbir zaman kaybolmaz.
Ne demişler:konuştukça adem oğlu/kızı anlaşırlar.ne doğru bir söz,ne yerinde bir anlam.
Bu çerçeveye italık duygularımla en çok sevgi dairesini yerleştiriyorum.
Zira sevginin dalgalandığı havada ne kan akar,ne de can yanar.
Çünkü sevgi güzelliktir.Gülümsemektir.Çocuklarla gibi oyun oynamaktır.Daha doğrusu yaşamaktır.
meselcinin dediği gibi:
'yaşamak seni sevmektir'...
SAATİ GELDİĞİNDE... (09.09.2007)
Öcünü aldığımız hayatların
tik taklarıyız...
saati geldiğinde ömrün
ecele dert yanmanın faydası yok
azrail çoktan yola vermiş kendini
tek görevi adrese ulaşmaktır
ha böyle ha şöyle...
saati geldiğinde ayrılmanın
durmak en kötü karar...
dil döksen de,
dünyayı dümdüz etsen de
bildiğini okur
başımıza gelen belalar
ya tatlı tatlı,
ya acı acı...
saati geldiğinde gitmenin
geriye bakmak aptallıktır...
arkana bakmadan,
şu cümle karşına dikilecektir hep
ne edersen onu bulursun...
öğüt yerini almışsa
o zaman
yola devamdır en iyisi derim...
Yaz Sıcağın İstekler (20.08.2007)
yaz sıcağın etkisinde beden kavrulur...
ruh serinlik ister...
su ister can...
bir dere kenarında kalbinin sesini dinlemek ister gönül...
yaz sıcağında her bir canlı başka bir şey ister...
mesela kelebek kaynak suların olduğu yeşilliklerde dans etmek,tabiata coşku katmak ister habire..
mesela cırcır böceği bağ üzümlerinde salkımlar içinde yeni şiirler bestelemek ister üzüm tanelerine...
mesela güller bülbüllerin gece gündüz kendilerine şarkı şakırdamaları beklerler aheste aheste...
mesela bir çocuk gündüz fazla oyun oynamadığı için gece mesailerine kalkar anne ve baba uyurken...
mesela şairler ve yazarlar mavi yolculuklara çıkmak ister derin,engin v ezengin denizlerde...
ve mesela ben kapalı bir sarnıca kapanıp kitap ve sanat ortasında kalemimle sizleri masal dünyalara götür ister ellerim...
anlayacağınız yaz sıcağında her nefesin ayrı bir isteği dile gelir ha böyle ha şöyle ama isteği hep var...


Koca Dünya... (31.07.2007)
yaşamın içindekiler anlatılır hep
oysa bilinmez ki
görülmez ki koca dünya
hayatın kenarındadır
kıyısında söyler vahim durumunu
kıyısında toplar yalnızlığını ve çaresizliğini...

koca dünya
varoşlarda
burda şurda
ekmek derdindedir...

ve dünya küçük değildir
dertler varken
kan akarken...

Hayat Bazen 13.07.2007)
Geceden sabaha
akşamdan sabaha dek sürer hayat...

hayat bazen aşk acısı
bazen mutluluk tatlısı
kışta beyaz,
yazda dondurma sefası..

bir böyle
bir öyle devam eder hayat...

hayat bazen haşarı çocuk
bazen büyük adam
bir adımda yol
diğer adımda karakol...

yıldızlarla ayla
sarı güneşle aydınlanır hayat...

hayat bazen evlere şenlik
bazen dört duvar hapsi
damda özgürlük şarkısı
yerde sürgün akısı...


Kendimize Bakmak Olmalı Yaşam 02.07.2007)
Kendimize bakmak olmalı yaşam...
anlatacak bir şeylerimiz daima bulunmalı...
bazen uçmalı,bazen susmalı...
ama pes etmemeli ne olursa olsun...
ne olursa olsun hedefe doğru emin adımlarla ilerlemeli...
korkuları üzerimizden atarak,dünya üstünde ağırlığımız anlaşılmalı...
ve yalnız olmadığımızı iyi bilmeli dost düşman...
yaşamak kalabalıktır her şeye rağmen...
insanlar yoksa yanında,söylemek istediklerini bir taşa bile anlatabilirsin...
ve yolda geçerken mutlu olduğunu görmeli kaldırımlar...
yolcu olmaktan çıkıp,hanene misafirleri ağırlamaktan can atan bir baş olmalısın...
ama kendin olmayı hiçbir zaman kaybetmemelisin yine de...
inanmalısın...
inancına göre de yaşamayı bilmesin...
zayıfım diye düşünme,an gelir bir pire bir deveyi bir dokunuşla yere serebilir rahatlıkla...
adımlarını atarken,nereye gittiğinin farkında olmalısın sadece...
sonra hep u rep,
kendimize bakmak olmalı yaşam...
aynalara bakar gibi içimize ve dışımıza akmalıyız...


Babamı Anlatıyorum 20.06.2007)
Çekilin bir kenara
sular akmasın
konuşmayın,susun
susun
ben babamı anlatıyorum
dinleyin beni yıllar
kulak verin takvimler...

Babam bir çınar
o köyde doğdu
köyde büyüdü
zengin oksijenler arasında
çocuklarına masallar
çocuklarına hayatı öğretti...

Babam bir çocuk
çocuklarıyla saklambaç
çocuklarıyla çelik çomak oynardı
uykumuz gelinceye kadar da
kucağına alırdı bedenlerimizi
ruhlarımıza üfler
bize kalbini teslim ederdi gece-gündüz...

Babam bir çiftçi
delikanlıydı zamanında
an olurdu tüm köyün
tüm dünyanın işine bakardı
içi ve dışı sevgiyle akardı...

Benim babam
ne yaşlanır
ne uslanır yaşamaya renk
etrafına gülücükler dağıtmak için...

Benim babam
yine de anlatılmaz
onu anlatamaz kelimeler
o kendi başına bir alem

O kendi başına
bir hazinedir insanlık için...


Şiir Gibi Düşmek Yollara 12.06.2007)
Kendimizi yoklamak.

Durmadan susmadan insanlar arasına karışmak.

Korkmadan ve de kaygı duymadan sosyalleşmek.

İnsancıl olmak,insanca konuşabilmek karşımızdakilerle.

Bir insan bilincinde hareket etmek.

Kırmadan,üzmeden yaşayabilmek sonra.

Yaşamayı bilmek,bilirken böbürlenmemek.Bilirken bilmelere yeniden sarılmak,
öğrenmek daha çok ve daha fazla kafayı çalıştırmak.

Tüketici olmaktan üretici sınıfın içinde yer almak.

Ve imanla ve aşkla günlük maşekatimize başlamak.

Her günümüze farklı bir eylemle devam etmek.Akşamımızı getirmek bir damla su,
bir kırıntı ekmek eşliğinde olsa da.

Ve geçen her anın bizden giden bir ömür olduğunun farkında olmak...

farkındalığı yakalamak.

Kopardığını tutmak,çizgine sadık kalmak.

Şiir gibi düşmek yollara.

Ve her şeye rağmen mutluluğun bizim en yanıbaşımızda esen bir meltem olduğunu bilmek.

Sonra ve devamlı şükretmek,yetinmek ve inanmak.

Hayat gerisini verir sana,önceliklerini sonralara bırakmadığın vakit,
zirvenin doruklarında bulunmak,evereste tırmanmaktan daha kolay ve daha ucuz.

bilmem anlatabildim mi kendimizi?

sağlıcakla kalın gönül ve şiir dostlarım benim.


Sana Sevdalıyım Diye 06.06.2007)
Sana sevdalıyım diye
ne akşam
ne sabah yetiyor bana
ve seni anlatmak için kalbe...

Sana sevdalıyım diye
yedi iklime ulaşıyor
sesimin sen dediği,
sen çıktığı nefeslerde...

Sana sevdalıyım diye
bir dalma deniz olur her yanım
dalgalandıkça
gelgitleri ay'dan kapan
solunu soluna sapan...

Sana sevdalıyım diye
kar yağsa da
güneş çıksa da umrumda değil
nasıl olsa
bahardır bendeki adın
nasıl olsa
ahuzardır bendeki tadın...


Cami Avlularında 31.05.2007)
Cami avlularında yeni yüzler tanırım, bana hep tanıdık gelirler, sokaktaki konu değildir bu yazıya..

Cuma günleri, cuma namazında hangi camiye selam versem, onları bulurum karşımda imamdan önce...

Ve içim sızlar, o kadınlardan biri annem olsaydı diye binbir düşünce geçer aklımdan. Aklım kalbime bak der, neden hissetmiyorsun bunu...

O zaman ne yapacağımı şaşırır ve insanlık adına Yaradandan özür dilerim her duamda, ve çok utanırım yerin dibini binlerce kez boylarcasına...

O kadınlara canım kurban olur, bir gün olur da gönül bahçemde güller büyürse ellerimi ceplerime atacağıma, onlara güllerimi armağan ederim hiçbir karşılık beklemeden...

Çünkü sevgi eksikliğidir onları Allah evinde bize ayaktakımı haline getiren...

Oysa onların ayaklarının altında cennet olduğunu 14 asır önce müjdelenmiş bizlere...

Herkesin gördüğü ama konuşmak istemediği o bacı ve annelerimize yardım edelim lütfen...

Ettiğimiz her kıvılcım,yarınımıza mutluluk şerbeti olarak dönecektir, unutmayalım...


Sevdan İçin 22.05.2007)
Sevdan için
Nelere katlanmıyor ki yüreğim
Kah gözyaşlara boğuluyor,
Kah yalnızlığı yaşıyor
Senle kalabalık
Senle alabalık tat yaşarken...

sevdan için
Neler yapmıyorum ki
An oluyor
herkese meydan,
Her sese sus diyorum
Seni yaşamak
Seni yüceltmek için
Hayatımı bile ileri
Seni içime salıyorum
ve an oluyor
Sana kavuşmak
Sana evlilik akti olmak için
Baharları erken
Seni çağırıyorum ülkeme...

Sevdan için
Ne olmuyor ki bende
Bazen çağlayanıma kaynak,
Şiirlerime kaynak doluyorsun
Dol dolabildiğin kadar
Beni mest ediyorsun kendine...


Bana İnsanı Anlat 12.04.2007)
Bana insanı anlat
kimdir
niye dünyaya gelmiş
ne zaman doğmuş
ne eder
ne yapar
nasıl yaşar diye...

Bana insanı anlat
kaç yaşındadır
kaç kızı kaç oğlu var
neden güler
niçin ağlar diye...

Bana insanı anlat
kimdir
neye sevinir
neyden tiksinir
neden öldürür
ve niye yaşar diye...

Bana insanı anlat
ne yapar
ne kapar
ne zaman susar
ne zaman konuşur diye...

Bana insanı anlat
en doğal
en diğer haliyle anlat
anlat ki
seni tanıyayım
seni anlatayım...


Çocukluğumu Özlüyorum 07.04.2007)
Çoçukluğumu özlüyorum.Ben neden büyüdüm ki?...

Çocukluğumu özlüyorum.Yağmur çamur demeden her vaktini oyunlarla geçirdiğim hayatımı istiyorum.Farkındayım,ben büyümekle hayatımın hatasını yaptım.Büyümemeliydim.Öyle yaramaz öyle sevecen kalmalıydım.Direnmeliydim hayata.engellemeliydim heyecanları.Hayata ben de varım dememeliydim.7 de son vermeliydim yaşamaya...

Ya da benim ömrüm hep yediyle sınırlı olmalıydı.Öldükçe bir daha dirilen can olmalıydım.Gençlik rüzgarına kendimi kaptırmamalıydım.İçimdeki çocuğu serbest bırakmalıydım.Ama ona büyümek nedir,ayakta durmak nedir öğretmemeliydim.Dünyam çocukluğumdaki yaşam olmalıydı...

Ben çocukluğumu özlüyorum.sorunsuz,meselesiz bir yaşım olan çocukluğumu özlüyorum.Ben fazla yemek yemek,bol su tüketmekle çocukluğumu da kaybettim.Ben çocuk kalmalıydım.Afacanlığım ve sıcakkanlığım çocukluğuma yatırım olmalıydı...

Çocukluğumu özlüyorum.O çocukluk ki ele avuca sığmaz olandandı.Aşkı ve sevdası kendisineydi.Ancak kem gözler ve kötü niyetler yaşımı hep olgun gösterdiler.Bunu bana neden yaptılar,hala anlayabilmiş değilim.Yoksa o muhteşem o ihtişamlı çocukluğumu mu kıskandılar?.Sebep bu olmalı.Başka ne olabilir ki...


Daha Yapılanlar Var 30.03.2007)
Senin için
daha yapılanlar var
pes etme laflar için
laflar ancak torbaları
ancak obaları doldurur
biz ise esmer topraklarız...

Senin için
daha yapılanlar var
elvedalara getirme sevgimizi
zaman kötüdür diye
şimdi olmalı deme
sabret sabret sabret
sabretmek selamete
beklemek cesarete işarettir...

Senin için
daha yapılanlar var
baharın ilk günlerinde
güneşin çıktığı bir vakitte
ve kuşların cıvıl cıvıl olduğu bir havada
kaçıp gitme benden
sevmek ayrılmak
özlemek kaybolmak değildir...
sevmek istemek gibi
büyümek gibi sabır ister
biz ister birliktelik...


Gül Mevsiminin Başlangıcı 08.03.2007)
Tüm okuyucularımın bahar bayramı olan Newroz'larını en içten duygu ve düşüncelerimle kutluyorum...Bir çiçek inceliğinde sevgi ve mutlu dolu baharlar diliyorum size...

Konumuz bahar.Gül mevsimin başlangıcı.Doğanın renk cümbüşüne büründüğü ve nefeslerin doğayla bütünleştiği günlerin başlama vakitleri...Uykudan uyanma zamanları.Kelebek,böcek,sinek ve insanların kavuşma anları...

Herkesin kendisine göre baharı karşılama ve o coşkuyu kucaklama serüveni var.Benim için de bahar çok farklı özellik ve de güzellikleri ifade ediyor.Kış mevsimin üzerimde bıraktığı etkiyi,gökkuşağı desenlere götüren esenliğin adıdır bahar bende.Bahar bende mavi ve yeşil tonlarıyla aşkı anlatır durur.Bahar bende yenisi yeni duygular uyandırır.Merhaba dediğim her bahar,beni bir yaşıma daha götürür...

Bahar beni olgunlaştırır.İnsan olmaya doğru tecrübe ve kuvvetlik sağlar bana.Ellerimde tutar,gözlerime dokununarak ferahlık olur yeryüzümde.Gökyüzümde sonsuz mutlulukları sineme açar.Beni kendine getirir desem daha doğru bir itiraf olur...

Gül mevsimin başlangıcında yenilikler gelir hep.Kapanan sayfalar,yeni bürünümleriyle başka yapraklarını çevirir bize.Gerçeği ve sevinci görmek isteyen kalplere akıl gösterir...Tabi aklını devreye monte edersen...

Her nefes alışverişiniz bahar olsun.Bahar güzeldir çünkü.Tabi o güzelliği görürsen...


Senden Önce Hayaldim 08.03.2007)
Senden önce hayaldim
hayalleri dalmalar olan,
sonra
senden sonra açıldım
ve
bütünlüğüm gerçek oldu
verdiğin her bakışta
serdiğin her akışta...

senden önce hayaldim
düşlerde gezer
imgelere tutunurdum
ip üzerinde salıncaktım
sallayanım yoktu kalbimin
sonra
senden sonra uyandım
memat denen hayata
ve uyanırken bir daha
hiç ama hiç
uyku girmedi gözlerime
aşkın alevinden
sevdanın evinden
mecnun oldum
esmer topraklara...


İçimizi Bulmak 05.03.2007)
Yaşamımızın her karesi sorunlarla
dopdolu.Daha doğrusu sorunlardan kaçanlarla insanlar var
aramızda...

Sorunlardan kaçanların dünyası zik zaklar çizer
daima.Senebesene ve anbean bu sorunları gizler
varlığından...

Sorunlardan kaçınların dünyası,zelzeleyi
bekleyen sancılara benzer.Yoktur onlara rahatlık.Yoktur onlara daimi
mutluluklar...

Kişi yüzleştiği sorunla ilgilenmezse,o sorunu çözüme
kavuşturmak için küçücük bir çaba sarfetmezse,gün ve an gelir her adım ve
her nefesine o mesele bela olur.Başını ağrıtır,sinirlerini kemirir.Sen
sorunu boşversen de sorunlar senin peşini bırakmaz.Habire senle
dolaşır,senle gezer sen istesen de istemesen de...

Biz insanlar genelde kolay olan işlerle meşgul
oluruz.Huzurumuzu kaçıran veya uykularımızı bölen hayatın menfi
mematlarından gücümüz elverdikçe kaçarız.Kendimizle,doğrumuzla tanışmaktan
korkar ve çekiniriz.Oysa mutluluğa giden bir yolda yürümek
istiyorsak,başımıza ne gelirse gelsin hayırdan geldiğini bilmek ve anlamak
zorundayız...

Çünkü hayat,yanlış ve hatalarımızı azaltmakla
gülümseyecek bir iç uyanıştır.İçinizi bulmanız
dileğiyle...


Neler Oluyor Ki 11.02.2007)
Aşk için
bizim için
neler yok ki
dünya ayaklarımızda
gökyüzü başımızda esmekte
ikimize yeryüzü düşerken...

Sevda için
bizim için
neler yok ki
heyecanlar kalplerimizde
maviler içimize dalgalanmakta
üzerimize sevgiler yağarken...

Mutluluk için
bizim için
neler yok ki
sevinçler aramızda
gülümsemeler yanıbaşımızda dile gelmekte
birimiz ötekimiz olurken
birimiz diğerine dönüşürken...


Sen Gelmedin Önce 28.01.2007)
Aşk yoktu
sevda yoktu
sen gelmeden önce
sen kalbime oturunca
maviler de dalgalandı
kanlar da dile geldi...

Sevgi yoktu
mutluluk yoktu
sen gelmeden önce
sen yüreğime inince
renkler daha güzel
kokular daha berrak oldu...

Zaman yoktu
hayaller yoktu
sen gelmeden önce
sen dünyama girince
anlar da durdu
düşler de gece gördü...

Bakışlar yoktu
gelmeler yoktu
sen gelmeden önce
sen içime akınca
gözlere bayram
özlemlere hasretler doğdu...


Gizli kalıplarımız 16.01.2007)
Gizli kalıplarımız ardına saklanıyoruz büyüdükçe.Büyüdükçe kendimizi habire dev aynalarda görmeye meyilliyiz...

Yetinmeyi ve şükretmeyi bilmeden,adımlarımıza sağlıksız yürümelerle devam ediyoruz.Nasıl olsa bize fazlasıyla sunan bir hayat var.o hayata kapılarak kendimizin bile farkına varamadığı nehirlere bırakıyoruz.Hiç düşünmüyoruz acaba üzerine sıvı hallerimizi karıştırdığımız kişiliğimiz,doğru kaynakta besleniyor mu diye?Zaten soruların olduğu yerlerden ille de kaçmayı yeğleriz.Peki cevaplarımız doğru yanıtlar mı?Yok kardeşim yok,beni hiçbir anlam ilgilendirmez.Bana ne?Ben mi dünyayı kurtaracağım?Bana mı kalmış insanlara yardımcı olmak?Böylesi binbir soruya kafa sadece sallarsın.Cevabın boşvermezlik olmuş zira.Zira içinde bulunduğun daireden çıkmayı savaş bahanesi kabul edersin.Bilmezsin,ne edersen edersin kendi kendine...

Sorular maya tutmuyor varlığımızda.Varsa yoksa rahat bir yaşam sunarız zamanlarımıza.Oysa o zaman dediğin kavramını katli nedenlerinle öldürmeye ve harcamaya bakıyorsun.Gününü gün edersin,yarın,öbür gün var mı diye aklına birtakım fikirler yerleştirmezsin.

Dedim ya,dünyayı gördüğün gibi soluklarsın.Ne kendine ne de yanındakilerine yarar dokunacak bir şeycikler yaparsın.Yapamazsın,yaparsan senden parçalar kopacağını düşünürsün.Doğru ya edindiğin saplantıların ve alışkanlıkların bozulur.

Her birimizde gizli kalıplar yapışmış,onlardan kurtulma ve bütünlüğümüzü silkeleme vaktinin gelmesi dileğiyle,ne mutlu bana ki lahmacun yiyebiliyorum.Adresimiz,sesimiz daima gerçeklere giden doğrular olsun,her ne yapar ve her ne edersek...


Ben de Sana 11.01.2007)
Şiirler susamaz yazmaya
Sözcükler varken
Duygular yağmura
Kalpler bulutlara döner
Ben de sana...

Dünya duramaz yerinde
Renkler dalganırken
Canlılar toprağa
Kanlar mavilere boyanır
Ben de sana...

Gerçekler kalamaz susmaya
Doğrular yaşarken
İklimler bahara
Yürekler aşka gider
Ben de sana...


Öyle Zaman Olur Ki 15.12.2006)
Öyle zamanlar oldu ki
tek başıma ağladım
uzaklarda sana şiirler
sana yüreğimi yazarken...

Öyle zamanlar oldu ki
sensizliği yaşamamak için
yıldızlara sordum seni
seni ay ışığında
kendime yakın ettim...

Öyle zamanlar oldu ki
senin mutlu olman için
geceler boyu sende
sende durdum sabahlara
sabahlarım sen oldu
daha güneş doğmamışken
ve seni sevdiğimden beri...

Öyle zamanlar oldu ki
aç kaldım
susuz kaldım
ama hep seni
aşkını besledim sol yanımda
sevdanı büyüttüm içimde
içimle sana baktım
sana aktım...


İnsanca Yaşamak 30.11.2006)
Hayata dair ne yazılar biter, ne de noktalar. Sen dursan da yerinde, yerinde saysan da hayat her anı ve her anlamıyla devam ediyor meçhul insan.

Hayat meçhulken sen diyemezsin meleke özelliklere, sade anlamlara sahip deli dolu,aşk dolu bir adamım diye. Sen ancak kendin kadar olabilirsin. Dönüp dolaşacağın yer yine sensin, senin bulunduğu kalem noktasıdır...

Sen ne kadar ahkam kessen de, hak verdiğin kadarını alacaksın yaşamdan. Sen yaşama değil,yaşam sana ilaveler ekler... Sen resimsin, kendini çizemezsin. Kendini tanımlayamazsın. Sana kalan nefes almak, sana düşen adım atmak.

Yani sana düşen insanca davranmak, hem şimdi hem her zaman. İnsanca yaşamak, insanca yaşamak; görevin ve amacın bu, gerisi palavra...


Bana Düşen 21.11.2006)
Seni yorumlamak
Deni tanımlamak bana düşmez
bana düşen
akışlarına kendimi
bakışlarına benliğimi vermek...

Seni yazmak
seni çizmek bana düşmez
bana düşen
sevmelerine kalp
gelmelerine özlem kalmak...

Seni sormak
seni aramak bana düşmez
bana düşen
gözlerine nehir
sözlerine şehir dolmak...

Seni tavlamak
seni avlamak bana düşmez
bana düşen
uğrunda daimi sevgi
yanında hep mutluluk olmak...

Bana düşen
seni sevmek
seni bilmek...
bir daha
hep bir daha...


Sensiz Gidemem Uzaklara 17.11.2006)
Sensiz gidemem uzaklara... uzaklıklar bana göre değil darhirok...

Sensiz yolları geçemem... ellerimde yıldızların hala ışıldıyorken,sana yalnızlığı söyleyemem... ve hala kalbimde sana dair şiir yazmak varken,sessizliği haykıramam nefes aldığın gülüşlerine...

Sensiz gidemem uzaklara... yakınlığına alışkın bu beden ve bu ruh....bu can uğrunda kayalara adını yazmayı seviyor... seni seviyor sen diyen hücrelerim... ve seni biliyor anlamlara dair sende devrimci yazıldığım mısralarım...sende vaha yeşerdiğim çöllere suskunum...

Yollar,şehirler aşkını yazar kokularıma... hayatı senle yaşamayı gördüm...açken bile sevdanda imgelerim doydu ve yaşam orucuna kilitlendi vücudum...

Sensiz gidemem uzaklara darhirok... hem gidersem de nelere giderim ki?hangi gezegene sığabilir ki yanyana geldiğimiz adımlar?hangi feza heyecanlarımızı taşıyabilir ki?üstelik hala on dört mevsimlik baharlara on bahar kalmışken...konuşma,serzeniş etme,seninleyim,yanındayım....

Karşıma çıktın diye uzaklıklara,ayrılıklara mı soluklar hibe edeceğiz?... yok en iyisi sen sus,gözlerini gizleme bende öyle kal bana... gerisi daima gelecektir dört kanatlı mutluluklarımız ve sonsuz sevgili yarınlarımız...kuşkun ve endişen olmasın...sen şiirlerime lirik düşmeyi bil...görevin yare gibi yar kalmaktır sana bakarken...

Sensiz gidemem uzaklara darhirok,anlasana be kehribar gözlüm...hem gidersem de sensiz asla gidemem,bunu böyle bil,bunu böyle.... perde indi...


Aşkın Göçmenlerimi Toplar 10.11.2006)
Aşkın göçmenlerimi toplar
turnaların gözlerimi
hasretliğin ellerimi bağlar
varlığın ise
beni mahkum eder sana
kürek çeken hükümlü gibi...

Aşkın göçmenlerimi toplar
rengin maviliğimi
kokuların kırmızılığımı söyler
kendiliğin ise
beni sana haykırır
gülü arayan bülbül gibi...

Aşkın göçmenlerimi toplar
sesin kalbimi
nefesin sıcaklığımı kaplar
adresin ise
beni sana mecbur eder
attilla ilhanın ölümü gibi...


Amaçlarımız ve Hedeflerimiz 07.11.2006)
Attığımız adımlar,solukladığımız nefesler boşuna değil...varsa yoksa ileriye hep ileriye gitmek isteriz... En iyisi olmak için anlamların,gece-gündüz didinip dururuz manalarda...

Arayış ve kavrayışlarda dolaşmayı,sorularda ve cevaplarda gezmeyi severiz... Habire konuşuruz ancak mesele eyleme gelince tepkisiz ve sesiz kalırız... Bu noktaları pek sevmeyiz,zira rahatlığa alışkın ve düşkün düşmüşüz... Öylece önümüze yağmasını isteriz güzelliklerin...

Amaçları ve hedefleri eksik etmeyiz kendimizden... Düşüne düşüne derinlere gideriz hayatın... Hayallere yolculuk ederiz,lakin yanıbaşımızda duran mutluluklara bakmayı es geçeriz... Gözlerimiz kartallar gibi daima yükseklere bakmak ister çünkü...ve bakmanın hakkı görmektir tanımaya kulak asmayız,asacak başka renklerimiz var çünkü..

Ve bu nedenle koskoca bir hayatı sırtımızda taşımaya çoktan gönüllü olmuşuz... Çünkü kendimiz için isteriz varlıkları ve de yoklukları...

Özne değil,nesne olmaya meyilliz çünkü başkalarından yardım bekleriz ama yardımcı olmayız/olamayız hiçkimseye...

Yaşamımızı akışlara bırakmayı severiz,öncelerimiz böyle yapmışken bize ne kafamı yormaya,bedenimize nasırlar eklemeyi deyip yaşarız... Tabii buna yaşama demeye binbir şahit lazım...

Amaçlarımız ve hedeflerimiz varsa,terlerimiz ve zirvelerimiz oluk oluk akmalı ki nişanı tutturabilelim ve mutlu kalalım... Uzakları gözetlemeye gerek yok,yakınlık ve sevinçler sende,kendi rasathanende duruyor...

Siz siz olun amaçlarınızdan ve hedeflerinizden vazgeçmeyin,geçmeyiniz...

Seviyeli amaçlar ve hedefler dileğiyle...




Düş değil 03.11.2006)
Düş değil
insanlara seni anlattığım
soluklara seni taşıdığım...

Hayatı gerçek damlalardır
seni sevdiğim
sana düştüğüm
bakışlarında dirildiğim...

Düş değil
meleklere seni yazdığım
nefeslere seni taşıdığım...

Cümlesi doğru adreslerdir
seni hissettiğim
sana kaldığım
gözlerinde kaybolduğum...

Düş değil
dünyada sadece seni seçtiğim
denizlere ismini dalgalandığım...

Mavisi gül sulardır
seni bildiğim
sana yandığım
ufuklarına kalbimi demirlediğim...

Düş değil
sana aşık oluşum...

Belki
düşler ötesi bir alemdir
yanında sen olduğum
yanında sen dolduğum...


Yağmur Yağar (28.10.2006)
yağmur yağar...ve gönüllere aşkın tılsımı dolar...her yüreğe hoşbeş duygular yerleşir...yerleşik hale geçer avare soluklar...
yağmur yağar...ve yeni pencereler açılır...bedenlere gün doğar...kuşlar daha güzel uçar...eller daha özel buluşur yağmur altında....
yağmur yağar...ve yeni heyecanlar başlar...nefeslere hissetmeler bulaşır...sesler küçük harfleri konuşur...diller ince damarlarda dansla seslenir anlamlara...renklere gün doğar...çocuklar gülümser...toprak aşka gelir...günler kısalır..geceler habire uzar...
yağmur yağar...ve insanlar mevsimler gibi sayfalar çevirir...taze yazılar,açılmamış nameler okunur kulaktan kulağa...gizil dönemler başlar...kabuğa çekilir tatlı duyuşlar....dört duvar arasında kalem kadem basılır...yarasalar hala karanlığa isyan eder...örümcekler ağ der bağ der...
yağmur yağar...ve kalpler derin derince dalar yüreklere...kan bollaşır canlarda...cananlarda ise diz titremesi vuku bulur...
yağmur yağar...ve yastıklara bürünür bedenler....ıslak her tarafa etkini yağdırır...vücutlar kırmızları mavileri sorar...ay kaybolur,yıldızlar yalnız kalır...sıcaklık mumla aranır...soğukluk kalabalığına yeni damlalar,yine taneler ekler...ve hayat devam eder...çünkü yağmur yine yağar..ha şimdi ha öbür yarın...
yağmur yağar ve bir daha yağar...


Herşey Sen Oluyor (19.10.2006)
Seni görünce
Gözlerine yakalanınca
Her şey sen oluyor
Ekmeğim suyum
Sabah akşamım
canım yurdum oluyorsun birden...

Birden yağıyorsun üzerime
Sonra hep
Islak kalıyor
Yürek düşüyorum sana...
Yanında soluyorum hayatı...

Sana bakınca
Bakışlarına tutununca
Her şey sen oluyor
Yıldızlarım mavilerim
Adımlarım nefeslerim
Kanım kalbim oluyorsun birden...

Birden akıyorsun bana
Sonra hep
Damla kalıyor
Kalp düşüyorum sana
Sende soluyorum yaşamı...


Kerboran'ın Sorunları (14.10.2006)
Güzel ve şirin bakışlı Kerboranımızın birçok sorunu, fazlaca eksiği ve çok sayıda ayıbı var... İzninizle gördüğüm ve içim sızlayarak izlediğim birkaç ihmalini yazmak istiyorum:

1-Devlet Sahipsizliği:
Kamu kurum ve kuruluşlarda cana yakın memur veya görevliye rastlamak mümkün değil. Yüzüne baktığım her canda yüzler ya asık ya da baştan savma bir durum sözkonusu. Halkla ilişkileri yok denileyecek kadar hem kopuk hem de sönük. Sıkıla sıkıla günlerini akşam ediyorlar. Yardımdan uzak kalpleri var. Niçin maaş veriliyor bunlara?

2-Lise Eksikliği:
Koskoca ilçede ancak 400 öğrenciye eğitim verebilecek bir ortaöğretim binası mevcut. Sıkı durun size bir şey diyeceğim. 2006-2007 öğretim yılı için dargeçit lisesinde şu an 1000 den fazla öğrenci ders görüyor. Nerde kalite, nerde fırsat eşitliği. ve nerde eğitime yüzde yüz destek. Efendim hepsi palavra. Dışlanmış halk olarak bizi görmeye devam ediyorlar. Batıda lise açmak varken Dargeçitlere ne gerek var okul yapmaya. Buna devlet utangacı diyorum, eğitim camiasını derhal göreve çağırıyorum. Tabii vicdanları hala yerli yerindeyse...

3-Türkleştirilmiş isimler:
30-35 yıl önce adı bile anılmayan sayısız ismi kadim değerlerimize ad olarak etiketlendi. Kadim bir halkın kültürü ve geleneği hiçe sayıldı. Bucak, köy, kasaba, kaza ve ilçelerin tarihlik tadımları değiştirildi. Türkleştirildik. Buna en büyük asimilasyon diyorum. Tarihin kara lekesi buna denir. Susmak bazen en iyi cevaptır. Geçen her saniye yanlışın suçu ağırlaşıyor. Yanlıştan dönmek erdem sayılır...

4-Sosyal Mekan Eksikliği:
İlçemizde doğru dürüst çay içilecek bir ocağımız yok. Arkadaşlarla kafa kafaya memleket meselelerini konuşmak için oturulacak sosyal bir mekanımız yok. Ama kıraathaneler bollukta... Yaşlanmaya yüz tutmuş insanımı dört duvar arasında masalarının başlarında boş boş bakışlarına anlam veremiyorum... Son zamanlarda üniversite gençliği de böylesi meskenlere kayıyor... Dargeçit'in geleceği emin ellerde diyenlere bu hususu önemle ve ricayla duyurmak istiyorum.

5-Yeni Nesil Eksikliği:
Buluğ çağındaki filiz ve de körpecik gençlerimizin serseri serseri hareketlerini görünce nerde o eski gençlik diyorum. Okumak için adım atan, yarınlara fayda düşmek için nefes alan o gençliği şu an göremiyorum. Mevcut üç internet kafede canter oyununa dalıyor yirmi dört saatleri... Sigara içenler... Batıya özenmek için kılıftan kılıfa giren yeni nesil... Çeteleşme boyutlarını ise felaket olarak değerlendiriyorum... Sevgili öğretmen ve velilerimizin çocuklara derhal sahip çıkmalarını davet ediyorum. Hemen ve acilen müdahele edilmeli.

Evet tablo bu... Bir de madolyanın öbür yüzü var. Konuyu yüzeysel anlattım. Anlattım çünkü anlat anlat bitmez sorunlarımız var. Herkesi sayduyuya ve daha güzeli ve de daha iyisi için sen de elini taşın altına sürmeye çağırıyorum. Görev kutsalsa, görev başına diyorum. Unutmayalım yediden yetmişe her soluğa görev düşüyor...


Düş Peşime (12.10.2006)
Düş peşime
Düşlerimi büyüt
Düşlerinle
Aşkınla gel bana
ve daima
Sevginle del yüreğimi...

Ellerimi yakala
Avuçlarıma sıcaklığını bırak
Mevsim mevsim
Bende kal zamanlara
Bahar bahar
Bende kal yarınlara...

Gözlerimi izle
Gözbebeklerime dokunuver
Renk renk
Bende kal çiçeklere
Koku koku
Bende kal güllere...

Kalbime dokun
Hücrelerimi kanlarına sula
Can can
Bende kal mavilere
Kan kan
Bende kal kırmızılara...

Düş peşime
Düşlerimi büyüt
Düşlerinle
Aşkınla gel bana
ve daima
Sevginle del yüreğimi...




Bu Yazım Sana Yazılıyor (08.10.2006)
Yazılanların tümü hayata dairleri yazıyor...Bu yazım sana yazılıyor yar... Ona göre oku beni...Ona göre dinle beni...
Seni kalbime söyleye söyleye zamanın ertelerinde yol alıyorum....Her anım senle doluyor yaşama. Yaşam gülüşlerim senin için gamze oluyor. Bahar gibi içime doluyorsun çünkü...

Sana gele gele seni kazıyorum yarınlarıma... Zira yarınlarımda sen varsın. Aşkımız var... Mutluluğumuz var... Biz varız yetmez mi...

Okuduğum her harf,beraberliğimize işaret... Gördüğün her sözcük birlikteliğimizi ifade ediyor... Öyle her rengi öyle her kokuyu es geçme... Dikkat et her mana bizden bir parça taşıyor yar...

Seni ifade ediyor bu duygular... Bu duygular bakışlarını,en çok da seni biliyor... Çiçekler ve kokular senle güzel...

İlki ve sonu yok aramızda esen meltemlerin... Bize akıyor sakin hislerin çağlayan ülkeleri... ve bizi anlıyor insanım diyen insanlarımız... Bizi bilenlere selam olsun...


Özleminle Geçiyor (29.09.2006)
Özleminle geçiyor
Seni düşünen yanım
Sana gelen içtenliğim
ve seni bilen sıcaklığım....

Özleminle geçiyor
Sana konduğum zamanlar
Seni sevdiğim şiirler
ve sana kaldığım geceler...

Özleminle geçiyor
Seni gördüğüm bakışlar
Sana aktığım sabahlar
ve seni anladığım sevgiler...

Özleminle geçiyor
Sana birliktelik geldiğim
Seni aşkla andığım
ve sana canla bağlandığım...


Kerboran'da Ramazan Coşkusu (29.09.2006)
Kerboran'da ramazan coşkusu başkadır...sahurdan iftara dek yeni yeni heyecanlar ve yeni yeni dünyalar kurulur bedenlerde...kalpler mutmain olur bu aşka ve bu gönül bahçesinin envai kokularına...
Ramazanın bereketiyle canların niyeti,her geçen anda imanla dolar...maneviyatları yağmur olup taşar ötelere,daha daha ötelere gider,gündüzleri söyleyen susmaları....
O güzel susmanın ardında binbir ferahlık fışkırır sonra...aç midelere bir kaşık çorba inince ağız şükürleri söyler,eller dualara kalkar ve gözler doyuma gelir an an...zira mutlu son kapıya dayanmıştır....zira sözleşme yerine getirilmiştir...
Yatsı namazı ardında teravih bereketi başlar...Rab ve kulun buluşması gece gece doruğa çıkar...günahlar mescidin zemininden Allah'ın o sonsuz merhametiyle silinir gider...yürekler rahatlanır...bir kuş hafifliğine bürünür oruç tutan vücutlar...
Ve bu döngü bir ay boyunca şen ve de şakrak duygularla devam eder...


Her Eylülde Başkalaşırım (26.09.2006)
Aşka başkalaşırım
Yağmur olur ellerim
Damla olur gözlerim
Ayrışırım gecelere
Sağım soluma karışır
ve mavilere bürünüp
Sabahlar ederim beyazları...

Ben aşkı zamanda
Ben aşkı anda yaşarım...

Sevgilimi aşarım yıldızlara
Ay yetişmez hızıma
Güneş kıskanır beni
Denizler kurur
Toprak solar yerinde...

Her eylülde başkalaşırım
Yağmur olur ellerim
Damla olur gözlerim
Aşka başkalaşırım
Düşerim sevdalara
Her yanım kana karışır
ve kırmızılara sürünüp
Yollar ederim özlemleri...

Ben aşkı zamanda
Ben aşkı anda yaşarım...

Sevgilimi aşarım yarınlara
Umutlar yakalamaz beni
Kalpler gıptalanır bana
Yürekler çatlar
Günler beni kovalar...

Ben aşkı zamanda
Ben aşkı anda yaşarım...


Kerboran'ın Okuyan Gençleri (23.09.2006)
Son beş yıldır Kérboran'da üniversitelere yerleşen öğrenci sayısından bir patlama yaşanıyor. %100 lere varan bir başarı artışı söz konusu.
Üniversite Gençliği,başarı grafikleriyle çıtayı habire yükseğe taşıyorlar. Her sene,başarılarına yeni bir halka takıyorlar.
Tek bir dershanenin olmadığı,eğitimi araç ve gereçlerden yetersiz olan,ekonomik şartların elverişli olmadığı ve sadece bir liseyle öğretimin yapıldığı kerboran ilçesinde,böylesi başarılı gençlerin çıkması herkes için bir kıvanç duygusu. Bu başarı bir gurur tablosu olarak yer tutuyor kerboran insanın yüreğinde.
Artık her üniversite kampüsünde kerboranlı bir genci görmek mümkün...Bu da haklı haberimizin bir diğer sevinç penceresi.
Kerboran'ın okuyan gençleri,her bakımdan dopdolu kalplere ve sağlam duruşlara ev sahipliği mevcut. Kerboran'da üç aşağı beş yukarı her öğrenci birbirini tanır. Çünkü mevsimlerin müsait olduğu demlerde,Kerboran sokakları ve caddeleri aydın gençlerle dolup taşar...Üçlü,beşli ve yedili gruplar halinde,seyir şeklinde tur üstüne tur düzenlerler...O dar aralıkları gençlik bayramına çevirirler...Ve bu nedenle ayrı bir dünya yaşanılır kazada...
Delikanlılık çağındaki bu talebeler,okul serüvenlerini,beyaz hayallerini,girişimci ataklarını,yaşanılan veya yaşamakta olan aşklarını(çoğu da karşılıksız aşk),dedikodularını,memleket meselelerini,gizemli sırlarını,ütopyalarını,kırılan tabularını,yaptıklarını ve benzeri etkinliklerini birbirileriyle içten duygularla paylaşırlar...Genellikle bu maceraları akşama doğru saatlerde gerçekleşir...Havanın sohbete muhabbet olduğu bir vakitte yanayana yürürler ufuklara doğru...Güneş çoğu zaman kıskanır onları...
Pırıl pırıl elbise ve göz kamaştıran güzellikleriyle sayısız defile gösterisine ön ayak olurlar.
Bunun sonucunda Kerboran,gittikçe bilinçli bir toplum hüviyetine soyunuyor. Gelecekteki yarınları,şimdiden umut kokan gülümsemeleriyle bugünleri ışıklandırıyor. Gidişat bunu konuşuyor.
Kerboran'ın okuyan gençleri hakkında bir kesit dilim sundum sizlere. Her şeyi ancak bir romanda dile getirebilirim. Kafamda böylesi bir düşünce hem kazılı hem yazılıdır.
Şunu iyi biliyorum ki,Kerboran artık kaderinde yalnız taşlarla oynamıyor hayatını. Onun susamış gönlüne her an yenisi yeni onlarca heyecan ve bilgi çiçeği konuveriyor. Ve bende o çiçeklerden haylaz bir çiçeğim. Vesselam...


Kimse Bilemez (20.09.2006)
Sende daimi kaldığımı
seni kalbime aldığımı
seni baharlara saldığımı
ve kimse bilmez
sana aşık olduğumu...

Kimse bilmez
seni çok mu çok sevdiğimi
sana şiirler yazdığımı
sana mektuplar yolladığımı
ve kimse bilmez
seni yüreğime kazdığımı...

Kimse bilmez
gece-gündüz senle estiğimi
dört mevsim senle aktığımı
üç zamana senle baktığımı
ve kimse bilmez
seni gözlerimde öptüğümü...

Kimse bilmez
geceleri buluştuğumuzu
gündüzleri konuştuğumuzu
akşamları sevgi yudumladığımızı
ve kimse bilmez
her an aşk yaşadığımızı...


Benden Söylemesi (16.09.2006)
Kendine bakmayı öğrenerek yaşamayı bileceksin günün birinde...Günün birinde adamakıllı olacaksın ey insanım diyen insanım...
Bazen aşkı yaşayacak,bazen susmayı tercih edeceksin...arasıra deli divane olacak hayallerin,arasıra suskun nehirler olacak akmayı istediğin düşlerin... Arasıra da karı+yer diyerek ineklemeye bakacaksın gece-gündüz...Belki de ot gibi gelip ot gibi solacaksın,onu bilemem şimdi...
An gelecek kendine zaman bulamayacak,an gelecek yalnızlık köşelerde erimelerini kendi gözlerinle göreceksin...
Ama adam olmaya doğru gidişin durmayacak...inişli çıkışlı hayatına rağmen hedefine yürüyeceksin insanım... Sen bundan kaçsan da hemcinslerin seni itelemeyi unutmayacaklar...Tabii bu da senin seçtiğin yaşam kafalara göre anlam kazanacak varmak istediğin gayen...Ona göre adımlar at ve ona göre göre nefesler al derim sana...Dikkatli ol...
İnsanım sen daha gençsin...binbir fikir ve de ideoloji seni bekliyor olacak günün birinde...Ne mutlu bana ki lahmacun yiyebiliyorum öyle kolay söylenilecek bir laf değil... Kendini tam donanımlı kılmadan bir heyecana girişme... Küçük heves ve birkaç günlük macera peşinde koşma...

Şimdi önünde yapacağın 7 mana var:
1-İnancını sağlama almak
2-Kişisel gelişimini tamamlamak
3-Özgüvene sahip olmak,kendini sevmek
4-Sağlığını daima düşünerek hareket etmek
5-Saygıda kusur etmemek...
6-Kitap okumak,başkalarına değer vermek
7-İnsan olmayı kendine ömurboyu ilke edinmek

Yine de sen aklını ve kalbini dinle. İçindeki masum çocuğa sarıl... Altıncı hislerine güven ancak sen sen ol sakın fallara inanacağım deme mantığına... Yoksa daha ilk tadımda parçalanmana sebep olacaksın. Benden söylemesi...


Seni Kaybederken (14.09.2006)
Seni kaybederken
yeni başlıyor
seni sevmelerim
sana gelmelerim...

Seni kaybederken
sana itiraflarım var
sana açılmamış şiirlerim
okunmamaış mektuplarım var...

Seni kaybederken
sana geliyorum kayıplım
hazır ol
sabaha varacak gecelere
ömürlere yaracak hecelere...

Seni kaybederken
seni kazanmaya
seni bilmeye andım var
bunu böyle bil
bunu böyle anla...

Seni kaybederken
barış akitlerin olsun
savaş an meselesi
kan her an akabilir...
can her an yakabilir...


Dawet (12.09.2006)
İki gündür gözlerden ırak bir yerdeydim...Kadim bir dostumun düğününe davetliydim...
Kérboran bağrına yeni filizler katıyordu...
Bu geçen haftasonunun iki günü çok çabuk geçti...O ne heyecan ne mutluluktu öyle...Sanki dostum değil de ben evleniyordum,o derece bahtiyardım...O derece içi içine sığmaz çocuksu bir ifade vardı duygularımda....Yeterince mutluydum,çünkü biricik dostumun mutlu gözlerini görüyordum...Mutluluğunu izleye izleye ben de sevinç rüzgarlarını bırakıyordum hücrelerime...Üzüme baka baka bir şey gibiydi yaşadıklarım...
Dawet iki gün sürdü...İki gün neler yaşandı neler...Şimdi kısacık gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum...
Cumartesi kına gecesiydi...Geline kendi evinde kına sürülüyordu,damadın evinde ise halayların çığlığı kesilmiyordu.O gün geceyarısına dek eğlendik,hoplandık,tabiki zıplandık....
Ertesi gün yani pazar günü düğün günüydü...Mutlu son iki şanslı bireyi bekliyordu...Sahah erkenden damatla berbere gittik...İkimiz de tıraş olduk...Damadı tanımayan beni damat zannediyordu.Böylece ben de kısa da olsa bu anın keyfini çıkartıyordum...
Öğle vakti davetlilere bir güzel ziyafet(mevlid) verildi...Mönüde kırmızı et,türlü(tırşık) bir de pilav mevcuttu...Herkes yemekle meşgulken ben tüketicilere su servisi yapıyordum...İki saat boyunca birçok ağzı suladım durdum...Kanter içinde kaldım...
İkindiden bir saat sonra,unutulmaz yolculuk başladı..İlçe boydan boya turlanarak gelin getirildi...Coşku o zaman başladı...Nedense zaman hızlı akıyordu...Herkes kendi derdindeydi...Dum duma bir kalabalık vardı...
Akşam da büyük bir insan kitlesiyle doyasıya halaylar çektik.Reks,delilo ve bablikan oyunları oynuluyordu..Körpecik gençlerin pırıl pırıl esintisi göz kamaştırıyordu...Alıcı bakışlar havada uçuşuyordu...Ben bekarım diyenlerin bayramıydı desem abartı yapmış olmam...Genç kız ve erkeklerin tavlamalarına çok kez tanık oldum...Başka bir zaman bu konuya derince dalacağım...Zira önemli bir mevzu olarak görüyorum böylesi kaçamakları...
Dawet 23:30 da sona erdi...Yorgun bedenler Kérboran gecelerine dağılıverdiler...Üzerilerindeki aydede ışıkları altında evlerinin yolunu tuttular nefesler...Sesler kesildi...
Bir atlı geldi ve geçti...Geçerken kanatları beyaz,rengi mavi deseni kırmızıydı...


Seninle Olmak Vardı (09.09.2006)
Güne gözlerimi açarken
seninle olmak vardı
güneşten önce
doğaya senle kucak açmak
çiçeklere senle konmak
ve sana dalmak vardı...

Hayatta nefes alırken
seninle olmak vardı
daha baharlar gelmeden
kışlara senle yolculuk yapmak
kaplere senle merhaba demek
ve sana bakmak vardı...

Yollarda yürürken
seninle olmak vardı
daha ikindi olmadan
sana gülücükler vermek
bakışlarına yamaç kurmak
ve sana gelmek vardı...

Ve gün akşama varırken
seninle olmak vardı
daha güneş batmadan
sana gecelemek
ellerine mavice dokunmak
seni içime kabul etmek
ve seni sevmek vardı...


Farklıyız (07.09.2006)
Farklıyız... Hayatın her yönüyle şaşırtan bir varlığız.Solumuz ve sağımızın bir olduğu görülmemiştir...Biz bukalemuna taş çıkartan renkleriz...
Bazen deli dolu oluruz her şeye karşı.Kimse tutamaz bizi.Kimse engelemeyez jet hızlarla meçhullere adımladığımız yürüyüşlerimizi...Böylesi durumlarda bizdeki duygu daima Ya Rabbanadır...Bazen de susarız,sessizliğimize anlam bulamayız.Öylece kendi kabuğumuza çekiliriz...Burası bizim en sığınaklı tenha ve yalnızlık bölgemizdir...Sözüm ona bizim yegane özgürlük alanımızdır insanların olmadığı,kuşların ötmediği o yerler...
Farklı olduğumuz kadar da fazlaca değişken fonksiyonlarız...Arasıra Dicle gibi sakin davranırız karşımızdaki muhataba,arasıra Fırat gibi asi mi asi oluruz iyiliğe ve güzelliğe...Ve maalesef biz genetik olarak kötülüğe meyilli nefesleriz...Hata üstüne hata yaparız,yanlışlıklar içinde habire yüzeriz...Kendimize adamakıllı psikolojik destekler vereceğimize,karşılaştığımıza sonu gelmez nasihatler ederiz...Burada özümüzü kaybederiz,çünkü daha kendimizi tanımadan ve bilmeden hemcimnslerimize kılavuzluk ederiz...
Oysa bilmeyiz doğru söyleyeni dokuz köyden kovacaklarını...Tamam niyetimiz artniyetli olmayabilir ama ben kimim sorusunun cevabını anlamadan başkalarına edebiyat yapmak bana göre aptallığın ilk emaresidir...Sonrasını yorumlarınıza bırakıyorum...
Farklıyız...Farkı öğrenmeden başımızı belalara sokarız...Ve insan olarak bir parçanın iki yüzüyüz...Bütün düşüncelerimiz ve hayallerimiz ikiz ayna görünümünde....Kah mutluluğun zirvesinde sevinçler yudumlarız,kah da mutsuzluğun en alasını yaşarız üzüntülerin...
Farklıyız,İnsan olduğumuz için farklıyız...Tek farkımız,farkı fark ederiz...İşin özeti ve önemi bu.Gerisi ne bana ne de sana yarar ey okuyucu...


OYUNCAKSIZ BÜYÜYEN ÇOCUK (06.09.2006)
oyuncaksız büyüyen çocuk
yetim bırakılan yumurcak
sen çoçukluğunu yaşamadın
yaşatmadılar sana oyunları
hayatı hep kenarda izledin
oysa kalbin bir turna gibiydi
oysa bakışların çiçekler gibiydi...

oyuncaksız büyüyen çocuk
yetim bırakılan yumurcak
sakın ağlama ağlama
elbet bir gün yüzün gülecek
elbet sen de mutluluk göreceksin
şimdi yanık türküler yakma
ağıtlar paralama sokaklara...

oyuncaksız büyüyen çocuk
yetim bırakılan yumurcak
şimdi sevinmenin tam zamanı
dağlara söyle şarkılarını
denizlere ver mavilerini
işte o zaman
oyunlara dalabilirsin
işte o zaman
oyunlara kalabilirsin...


GEÇİKMİŞ BİR SELAM (04.09.2006)
Geçikmiş bir selamla karşınızdayım arkadaşlar...Sımsıcak ama serinletici duygularımla MERHABALAR. Bundan sonra bu köşede beraber nefes alacağız. Birlikte gençliğimize anlamlar katacağız.Hep beraber yani karınca kararınca kendimize renkler vereceğiz.
Yazılarımla kalbinize ve yüreğinize sesleneceğim, kumsallara değil esmer topraklara kelimelerimizi nakışlayacağız. Ki daimi olsun dostluğumuz. Ki "ne ekersen onu biçersin" felsefesine karşılık olalım. Ki mutlu olalım her şeye rağmen.
Serkan Abi'nin izniyle yeni bir dünyaya yolculuk edeceğiz. Güzel Kérboran'ımızın değerini bilerek tecrübem ve yaşadıklarımla sizleri rahatsız edeceğim. Şimdiden hakkınızı helal edin, olur ya bu dünyadır sonra helalliğe vaktimiz olmaz. Anlaştık mı?
Süleyman KILIÇ abimize bir tuzumuz olsun niyetiyle kendilerini bu ilk yazımda hem selamlıyor hem de saygılar diliyorum.
Geçikmiş selamın devamı İnşaAllah daima kıymeti eksilmeyen muhabbetimiz,buluşması beklenilen özlemimiz ve nefesi unutulmayan ikili sohbetimiz olur.
Tüm genç arkadaşlara binbir selam olsun, hoşbulduğumuz HOŞGELDİNİZ olsun...


BELKİ GELİRSİN DİYE (02.09.2006)
masumane duygularla
sana geliyorum bu defa
bir yanımda sensizliğin
diğer yanımda hayalin
üst geçit töreni yapıyor...
sevgili kayıplım
senden kopamıyorum
sensiz yapamıyorum
sensiz edemiyorum
varsa yoksa
sana dalıyorum hece hece...
bir evetin için
kalbim seni
yüreğim seni bekliyor
belki gelirsin diye
şimdi dünyam pusuda
şimdi içim sende duruyor...
belki gelirsin diye
beni bıraktığın gibi
öylece sana intizar
öylece sana vurgunum...


PETROL KOKULU AKŞAM
petrole başkentlik yapan
bir şehri solukluyorum Batman'da dile geliyorum
Batman'da sevgilimi özlüyorum...
petrol kokulu akşam...
bir yanımda serin hava
diğer yanımda bir mayıs gecesi
öylece bir mısradayım....
bir solumda rafine şebekesi
bir sağımda kürt çocuklar
öylece bir dizedeyim....
petrolü bol bir kentteyim
Batman'da geceliyorum sabahımı
Batman'ı gözlüyorum bakışlarımda....
Batman'da tarihe geçiyorum
Batman'da sevgilimi özlüyorum....
petrol kokulu akşam.....
bir yanımda umut güvercinleri
diğer yanımda özgürlük ateşi
öylece bir mutluluktayım...
bir solumda petrol arabaları
bir sağımda kürtçe melodiler
öylece bir sevinçteyim...
petrol kokulu akşam...
Batman'da dile geliyorum
petrol kokulu akşam....
Batman'da sevgilimi özlüyorum
Batma'nda şiirler noktasız...