YEZİDİLER

YEZİDİLİK
Yezidilerin Kimliği Karma bir dinin mensubu olan Yezidi'lerin Arap, Kürt ve Asur kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Çeşitli kültürlerin birbirlerine karıştığı Ortadoğu'da ulusal kimlikleri olmayan İran'daki Bahailer, Lübnan'daki Dürziler ve Maruniler gibi Yezidiler de dini bir cemaattir. Yezidi inancının, Hariciliğin İbadiye kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Uneyse'ye dayandığını ileri sürenler olduğu gibi Yezidi adının eski İran inançlarındaki İyilik Tanrısı İzd ya da Yeda'dan geldiğini de savunanlar vardır. Ancak Yezidliğin, Emevi soyundan ünlü mutavassif Şeyh Adiy bin Musafir'le olan ilişkisi ise tartışmasızdır. Son 30 yıl içinde kendilerine geçmişten gelen ulusal bir kimlik arayışına giren Yezidiler, Arap Kimliğinden ziyade Kürt ve Asur Kimliğinden birini seçme konusunda bir tercih yapmaya çalışmaktadırlar

YEZİDİLİĞİN TARİHİ
Yezidilerin kökenleri ve tarihleri ile ilgili somut, yeterli bilgi ve belgeler mevcut değildir. Yezidilik inancının öncülü Şeyh Adiy'in Adaviler (Adaviyye) tarikatıdır. Yezidilerce, Yezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamber olarak kabul edilen Şeyh Adiy Bin Musafır, aslında Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani ile birlikte İslam alimi İmam Gazeli'den ders almış; Müslüman inançlı bir sufi olarak kabul edilmektedir. 1072 yılında Lübnan'da Baalbek'te dogan Şeyh Adiy, 1116 yılındaki Mekke'ye hac ziyaretinden sonra öldüğü 1162 yılına kadar Laleş Vadisi'ndeki (Kuzey Irak'taki Duhok İli 'nin yaklaşık 29 km. doğusunda, Musul'un da 57 km. kuzeyindedir) eski bir Hıristiyan manastırını dergaha çevirerek mürit yetiştirmiştir. Adiy bin Musafir 1162 yılında öldüğü zaman Laleş'teki dergahına gömülmüş ve türbesi çok geçmeden hac ziyareti için gelinen tapınağa dönüştürülmüştür. Şeyhin vefatından sonra makamına yeğeni Abu'l Bereket bin Sahr seçilmiş; onun önderliğindeki müritleri "Adaviler" adıyla anılmaya başlamıştır. Tarikat ise Adavilik ve bilahare Sehbetilik diye adlandırılmıştır. Adaviliğin antik inançlarla sentezlenmesi ve Hakkari yöresindeki aşiretler arasında yaygınlaşması, tarikatın başına geçen Şeyh Adiy'in torunu Hasan bin Adiy döneminde olmuştur. Moğolların bölgeyi istilasından sonra 13 ve 14. yy.da bölgedeki otorite boşluğundan yararlanan Yezidilik faaliyeti, Musul, Hakkari, Botan çayı yöresi, Cizre, Nusaybin, Mardin, Van ve Urmiye'deki aşiretler arasında kök salmıştır. 1415 yılına kadar unutulan ancak bu tarihten itibaren taraftar kazanmaya başlayan ve bilahare Yezidilik adını alan Şeyh Adiy'in öğretisinin öncülü olduğu bu yeni dinin sembolü, tavus kuşudur. Ama bu sembol, tavus kuşundan ziyade horoza benzemektedir. Dinlerinin çok eski olduğunu, kurulusu üzerine tarihi bilgilerin zaman içinde unutulduğunu, kaynaklarının kaybolduğunu söyleyen Yezidilerle ilişkiye geçerek, dinleri üzerinde bilgi edinmek isteyen gerek Müslümanlar gerek 18 ve 19. yy.larda bölgeye gelen Hıristiyan misyonerler de pek bir şey öğrenememişlerdir. Çünkü Yezidilik bir sır dini olduğu için Yezidiler, kendilerine sorulan soruları, soranların duymak istediklerine göre yanıtlamışlardır.

YEZİDİ İNANÇLARI
Yezidilik; - Eski putperestliğe, - Zerdüştlüğe (iyilik ve kötülüğün mücadelesi), - Maniliğe (İrfan), - Yahudiliğe (Beslenme ile ilgili hükümler, haram yiyecekler), - Hıristiyanlığa (Vaftiz, nikahta ekmek ve şarap ayini, evlenmelerde kiliseleri ziyaret, şarap içmek), - İslamiyet'te (Sünnet, oruç, kurban, hac, mezar taslarında İslam 'i kitabeler) - Sufi-Rafiziliğe (İnancın gizliliği, vecd, şeyhe saygı), - Sabiiliğe (tenasuh ve ruh göçü), - Samaniliğe (gömme adeti, rüya tabiri ve dans), - Paganizme (Ay ve güneşe tapma) ait Bazı unsurları ihtiva eden ve kökeni yeterince açık olmayan bir inanç sistemidir. Yezidilik inancında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O, faal değildir ve dünya ile ilgilenmemektedir. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu, Tanrı'nın ikinci şahsiyeti olan "Melek Tavus"tur. Melek Tavus, Tanrı ile bir, çözülmez bir şekilde Tanrı'ya bağlıdır. Bu anlamda Yezidiler, tek tanrılı olarak kabul edilebilirler. Ancak Yezidi inancında, Tanrı ile insan arasında vasıta olarak hizmet gören yari ilahlar bulunmaktadır. Yezidilere göre; Melek Tavus, bir iyilik tanrısıdır. Yezidiler şeytana, tövbe etmesi sebebiyle Tanrı tarafından bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar. Şeytanın adının, Tanrı olarak söylenmesi yasaktır. Yezidiler,dışarıdan anlaşıldığı manada ne cehenneme, ne cehennem azabına ne de şeytana inanırlar. Yezidi inancına göre; ruh, ölümden sonra başka gövdelere geçerek varlığını sürdürmektedir. Güneş, ay ve yıldızlar ışık saçtıklarından dolayı kutsaldır. Çünkü Melek Tavus da bir ışık kaynağıdır. Yezidi topluluğu, Adem ile Havva soyundan değil Cebbar bin Sehid adlı başka bir yüce varlıktan türemiştir. Yezidiler her çağda yeni bir peygamber gönderileceğine, her yerde bulunan Melek Tavus'un bütün Yezidileri koruyacağına ve kurtaracağına inanmaktadırlar. Mashaf-i Res'te, "Tanrımız şeytanın adını ya da onu anımsatan sözcükleri zikretmek yanlıştır" diye buyrulduğundan Yezidiler, Tanrı-melek mertebesine koydukları "Şeytan"in adını anmadan, onun için "İsmi güzel melek" derler. Ayrıca "kaytan, ser, melun, lanet" gibi kelimeleri de kullanmazlar. Yezidiler için ateş, nur yani ışık saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Yezidiler, bazı besin maddelerini yemez, bazı renkleri tercih ederler. Beyaz, kahverengi, kırmızı, yeşil ve siyah kutsal sayılmakta mavi renge ise itibar edilmemektedir. Beyaz giysi, temizliği simgelemekte; kadınlar mutlaka beyaz iç çamaşırı giymekte; erkekler öldüklerinde yüce makama temiz çıksınlar diye beyaz giysiyle gömülmektedirler. Yezidilerde temel haram yiyecek, maruldur. Buna börülce, salatalık, lahana gibi sebzeler ile balık, geyik ve horoz eti de eklenebilir.

YEZİDİLERDE İBADET
Yezidilerin yerine getirmeleri şart olan dini vecibeleri şahadet, namaz (ibadet), oruç, zekat ve hacdır. Onlara göre tanrının birçok ismi vardır. Bunların en güzeli ve en çok kullanılanı "Hüda" olanıdır.
Şahadet
Yezidilerde şahadet, tanrının sonsuz kudret sahibi, Şeyh Adiy bin Musafir'in tanrının meleği ve Yezidilerin mürşidi, Sultan Yezid'in tanrının meleği, yerin nuru ve insanlığın sevinci, Melek Tavus'un da Tanrı'nın meleği ve elçisi olduğuna inanmaktan oluşur. Bunu aksam yatarken, sabah kalkarken de tekrarlarlar.

Namaz
Namaz (İbadet) Yezidilerde yılda bir kez Laleş'te Şeyh Adiy'in türbesine yapılan hac esnasında gerçekleştirilen toplu ibadetin haricinde toplu ibadet etme yoktur.Namaz, sabah ve aksam kılınır. Namazdan önce eller ve yüz yıkanır. Sabah namazı için dışarıya çıkılarak güneşin sarılığı belirgin olduğunda güneşe karşı ayakta durulup üç defa eğilmek (rükua varmak) suretiyle dua okunur. Aksam namazında da yine dışarıda güneşe karşı durularak dua okunur. Yezidiler ibadetlerini kimsenin görmesini istemezler. Bir yezidi ibadet ederken başka dinden biri görürse rükua varmaz ve sadece acunun içini güneş ışığına tuttuktan sonra elini ağzına götürüp öper.

Oruç
Yezidilerde Oruç Yezidilerde genel ve özel olmak üzere iki tür oruç vardır:
1. Genel Oruç
Eylül ayinin 3 ile 5 inci günleri arasında tutulan bu oruca Yezit orucu da denilmektedir. Ayrıca Hızır İlyas için üç gün oruç tutmak da Yezidi geleneklerindendir. Yezidi inancına göre, Allah üç gün oruç tutulmasını emretmiştir. Bu inanca göre kutsal kitaplarında oruçla ilgili yazılan üç gün kelimesini yabancılar yanlış olarak yani otuz seklinde anlamışlardır. Yezidiler tutulan üç günlük orucun otuz olarak kabul olunacağına inanırlar.Sabahleyin güneşin sarılığı ile başlayan ve aksam gün battıktan sonra sona eren oruçta yemek içmek yasaktır.
2. Özel Oruç
Yalnızca din adamlarına özgü olan özel oruç, Aralık ayında 20, Temmuz ayında 20 ve 15-20 Eylül tarihleri arasında Şeyh Adiy'in türbesine yapılan ziyaretin ardından da 40 gün olmak üzere toplam 80 gün tutulur.Yezidiler iftar sofrasında şarap bulundururlar.

Zekat
Yezidilerde zekat müritlerin gelirlerinin % 10'u şeyhlere, % 5 pîre ve % 2.5'ini fakire vermekten oluşur
Hac
15-20 Eylül tarihleri arasında Irak'ta bulunan Şeyh Adiy'in mabedine yapılan hac, Yezidiler için yapılması şart olan dini ve milli bir vazifedir. Şeyh Adiy'in sandukasını üç kez tavaf edip kaideye yüz süren her Yezidi, hacı olmuş sayılır.Şeyh Adiy'in sandukasını üç kez tavaf edip kaideye yüz süren her Yezidi, hacı olmuş sayılır. Şeyh Adiy'in Laleş Vadisi'ndeki dağın eteğinde olan mabedine Sırat Köprüsü denilen bir köprüden geçerek giden Yezidiler, kaynağı mabette bulunan zemzem adını verdikleri su ile çocuklarını vaftiz ederler. Bu hac merasimi; nehirlerde yıkanma, sancakların yıkanıp vaftiz edilmesi, rahiplerin dansları, mukaddes kabul edilen mezarlara kandil yakılması, kurban edilen bir öküzün etinin dağıtılması, özel yapılmış yemeklerin yenmesiyle kutlanır. Ayrıca bu hac sırasında saygı gösterilen ve şahıs isimleri verilen dut ağaçları ziyaret edilir. Çevreden tek ağaç dalı kesmek bile günahtır. Kutsal vadinin hiçbir yerinde ayakkabıyla dolaşılmaz; kadınla cinsel ilişki kurulmaz ve içki içilmez

Duaları
Yezidilerin güneş doğarken ve batarken ona doğru yönelerek dua okuma adetleri, güneşe ve aya taptıklarına dair yanlış bir telakkiye sebep olmuştur. Gerçekte bu duanın nedeni Yezidilerce Tanrı (Melek Tavus)'nın, "Ay ve karanlığın", ve "Güneş ve aydınlığın" efendisi olarak kabul edilmesidir. Yezidi duaları dört tanedir.Bunlar ;
1. Sabah duası,
2. Evger duası: Bu da sabahları okunur,
3. Güneş batisi duası: Buna güneş duası da denir.
4. Aksam duası: Buna şahadet duası da denir. Yatağa yatınca okunur. Bu dua Melek Tavus'a yapılıp yedi meleğe hitap edilir.

Tatil ve Bayramlar
Bayramlar Yezidi kutsal kitabına göre, Cumartesi dinlenme günüdür. Yezidilerin önem verdikleri dört dini bayramları vardı
1. Sar-i Sal (Yeni yıl) Bayramı
Sarsali, Sarsaliya da dedikleri bu bayram Nisan ayinin ilk Çarşamba günü kutlanır. Bugün meleklerin gece boyunca bereket dağıttıklarına inanılır. Yezidilerin yaşadıkları her köyde ve yerleşim birimlerinde kutlanan bu bayramın ön hazırlığı olarak aile mezarları ziyaret edilerek mezar taslarının üzerine yolu oradan geçenlerin yemesi için, içinde kuru üzüm, yumurta, kuru incir ve çeşitli çöreklerin bulunduğu tepsiler konur.

2. Yaz Bayramı (Çesna Havini)
Temmuz'un 18 ile 21'i arasında Irak 'ın Lalis bölgesinde kutlanan bu bayrama Şeyh Adiy bayramı, kırk gün bayramı da denir. Yaz orucunun tamamlandığı günün ertesinde baslar.
3. Cemaat Bayramı
Şeyh Adiy'in bir araya getirdiği ilk cemaatin anısına 6-13 Ekim tarihleri arasında kutlanan bu bayrama katılmak Yezidi inancına göre hac farizası sayılır ve her Yezidi için bir borçtur.

4. Doğum Bayramı
Yezidilerin dördüncü bayramı herkesin üç gün oruç tutarak karşıladığı 1 Aralık sabahı başlayıp aksamı biten Halife Yezid'in doğum günü olarak anılan bayramdır. Yezidiler Ayrıca Müslüman ve Hıristiyan komşularıyla birlikte onların Hıdırellez ve Aziz Sergius Yortusu gibi bayram ve yortulara da katılırlar. Yezidilerde geleneksel bir biçimde 21 Mart'ta kutlanan Nevruz Bayramı dini olmaktan çok folklorik bir nitelik taşır.
Ahret Kardeşliği
Her Yezidi'nin bir ahiren kardeşi ile bir ahiren bacısı olması mecburidir. Ahiren kardeşliği her defasında el öpmeyi ve ölümde yardım etmeyi emreder.

Vaftiz
Yezidi çocukları doğduktan 40 gün sonra bazı yerlerde de doğumun ilk haftasında Pirler tarafından Şeyh Adiy'in mabedindeki zemzem suyuna üç defa daldırılmak suretiyle vaftiz edilirler. Laleş'in dışında yasayan Yezidiler için kavvallar tarafından getirilen vaftiz suyu kullanılır
Sünnet ve Kirvelik
Çocuk vaftiz edildikten bir hafta sonra vaftizi yapan Şeyh veya Pir tarafından sünnet edilir. Bu adete, Kuzey Irak'ta "karif" denilmekte ve Yezidi çocuğu komşu veya dost bir Müslüman kirvenin dizine yatırılarak sünnet işlemi gerçekleştirilmektedir. Kirveliğin Yezidilerde çok önemli bir yeri vardır. Başka dinden olanların kirve yapılması ile o dinin mensuplarıyla dostluk köprüsü oluşturulmakta, muhtemel düşmanlıklar önlenmektedir.
Ölüm ve Cenaze
Töreni Yezidiler birinin vefatında ölünün kıymetli elbiselerini bir ağaç parçasına giydirip, kokular sürüp süsledikten sonra etrafında dönerler. Bu arada ölünün iyiliklerinden bahsedip ağlayarak dövünürler. Bu tören, üç gün devam eder.
Ölen Yezidi, yüksek sesle salavat getirilerek ahiren kardeşinin huzurunda Yezidi şeyhi tarafından yıkanır. Ölünün ağzına, kulaklarına, gözlerine ve kalbinin üzerine Şeyh Adiy'in türbesinin toprağından yapılmış çamur sürülerek kolları çapraz vaziyette, bası doğu istikametinde gömülür. Ölümün 3, 7 ve 40. günleri ile yıl dönümlerinde anma törenleri düzenlenir, Yezidi yoksullarına yiyecekler ve sadaka verilir. Ölümünden sonra bir din adamı veya bir koçak tarafından görülen rüyanın yorumu yapılarak ölenin ruhunun yeniden doğması meselesi çözülmeye çalışılır.
Yezidilerin ölü gömüldükten sonra mezar başında ölüye hitaben yaptıkları telkin duası çok ilginçtir. Yezidilerin telkin duası su şekildedir: "Ey ölü kişi! Gelecektir üzerine Münker ve Nekir melekleri! Sana soracaklar: hangi dindensin? Sen, de ki ben Ezidiyim (Yezidiyim). Şeyhim, Şeyh Adiy'dir."

RUHANİ YAPI
Yezidiler, müritler ve ruhaniler olmak üzere iki toplumdan oluşmuştur.
1. Müritler
Yezidi toplumunun en büyük kastini oluştururlar. Her Yezidi, her gün elini öpmek, yanında şarapla orucunu bozmak, hacla ilgili her türlü hizmetini yerine getirmek mecburiyetinde olduğu bir şeyh ya da pirin mürididir. Köylerde çiftçilik ve hayvancılıkla uğrasan müritlerin görevleri kendi üstlerindeki sınıflara hizmet etmek ve vergi vermektir.
2. Ruhaniler (Ruhan, Kahane, Rahip)
Bunlara olağanüstü saygı gösterilir. bazı hallerde ruhanilik irsi olarak kadınlara da geçebilmektedir. Ruhaniler (Rahip) aşağıdaki altı sınıfa ayrılmışlardır:
a. Şeyhler
Şeyh Adiy'in müritlerinden veya kardeşlerinin soyundan olmaları gerekir. Beyaz bir elbise giyip, siyah bir sarık sararlar; evleri Yezidiler için mabet olarak kabul edilir. Okuma-yazma isleriyle uğraşırlar, cenaze törenlerini yönetirler. Oruçta, bayramlarda, evlenmelerde ve sünnet merasimlerinde de görev yaparlar.
b Pirler
Şeyhlerden sonra Yezidilere yol gösteren yaslı ruhanilerdir. Elbiseleri siyah olup baslarına siyah veya kırmızı tüylü sarık takarlar. Hacca gelenlerin yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması bunların görevi olup dini törenlerin düzenlenmesinde şeyhlere yardım ederler. Şeyhler ve pirler, dokunulmazlık haklarına sahip ruhani reislerdir. Vazifeleri, müritlerini ve cemaatlerini kötülükten uzak tutmaktır. Bayram günlerinde, oruçlarda, evlenme ve ölümlerde, vaftiz, sünnet ve hastalıkların tedavisindeki dini görevleri yerine getirirler.










"MELEK TAVUS'UN HALKI YEZİDİLER" Kitabının Yazarından YEZİDİLER
Sabiha banu yalkut
Bu kitabın yayımlanmasından kısa bir süre önce, Mardin'in Midyat ilçesi Baran köyü doğumlu olup Almanya'da büyümüş iki Yezidi genç kızla birlikte yaptığımız geziden birkaç anı aktarmak istiyorum. Şanlıurfa ve Diyarbakır'dan sonra Midyat'a gidiyoruz. Midyat, 1979 yılında ilk kez gördüğümde güzelliğine, temizliğine hayran kaldığım, nüfusunun çoğunluğunu Süryanilerin oluşturduğu ufak bir kasabaydı. Kentin çevresinde pek çok Yezidi ve Süryani köyü vardı. 1991'de ikinci kez gördüğümde, göçün etkisiyle çehresi iyice değişmeye başlamış, gittikçe bir Sünni yerleşim yeri olmaya yüz tutmuştu.
2001 yılında ise tüm Yezidi köyleri boştu. 60-70 Süryani ailenin kaldığı Midyat'ta, tamamı ileri yaşta sekiz Yezidi yaşıyor. Aralarında iş görebilecek durumda olan iki erkeğin işleriyse hiç bitmiyor. Zira Avrupa'daki Yezidilerin ölülerini başka diyarlara gömmeye içleri bir türlü el vermiyor. Yaşantılarını Avrupa'da sürdürmelerine karşın ölülerini uzaklardaki boş köylerine gömmekten vazgeçmiyorlar. Büyük bir çoğunluğu mülteci olduğu için cenaze törenine katılamıyor, töreni ancak video kayıtlarından izleyebiliyor. Her düğünün olduğu gibi her cenaze töreninin de bir video kaydı var.
Göç ettiklerinde topraklarını satmamışlar. Atalarının topraklarından kopmak istemiyorlar. Avrupa'da büyümüş, kentlerde yaşamaya alışmış çocuklarının köylerine dönmesinin pek mümkün olmadığını biliyorlar. Güçlenme potansiyeli taşıyan köktendinci hareketlerin onların geri dönüş imkânlarını ortadan kaldırabilecek olması, ölüleriyle de olsa topraklarına, geçmişlerine sahip çıkmalarını engellemiyor. Yeni kuşakları geleneklerine bağlı yetiştirmeye özen göstererek, onların köylerindeki kabirleri ziyaret edip ayinlerini sürdüreceklerini umuyorlar. Birçoğu yalnızca köylerine gidip gelebilmek ya da ömürlerinin son günlerini orada geçirmek istiyor. Bugünlerde çatışmalar kesilmiş durumda, dolayısıyla bazı Yezidiler Avrupa'dan gelerek ölülerini anmak için boş köylerinin kabristanında kurban kesiyorlar. Geçmişte olduğu gibi özellikle çocuksuz aileler köylerindeki ziyarete (yatıra) adak adamak için de buralara geliyor.
Süryaniler Çelkoyi diye adlandırdıkları Yezidilere daha hoşgörülü davrandıkları için, Midyat'ın içinde 35 civarında Yezidi ailesi oturuyormuş. Bu gezimiz sırasında da Midyat'ı bize bir Süryani gezdiriyordu. Arkamızdan gelen birçok çocuğun sadaka istemesini yoksullukla açıklamaya kalkarak, onlara karşı cömert davranmak istediğimizde, Süryani dostumuz, "Bizim çocukların yabancılardan para istememesini cemaatimizin ekonomik durumunun görece iyi olmasına bağlayabilirsiniz, ama son derece yoksul Yezidi çocukların dilendiğine kimse tanık olmamıştır. Dini inançlarınca günah sayıldığından tükürdükleri de asla görülmemiştir," diyor.
İkinci durağımız olan Nusaybin çevresindeki 20'yi aşkın Yezidi köyünde yalnızca 25 civarında aile kalmış. Eskiden Yezidi ve Süryanilere ait olan, şimdi ise çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu (yalnızca dört Yezidi aile ile iki Süryani aile kalmış) bu köyde, Almanya'da yaşayan Yezidi dostlarımın kirvesi olan aileyi ziyaret ediyoruz. Aile fertlerinden birisi, "Bundan 25 yıl kadar önceydi, Yezidi bir aile Nusaybin'e taşındı, her gün evlerini taşladılar, çaresiz köylerine geri döndüler. İşte eskiden bu kadar cahildi buraların halkı," diyor.
Bu arada orada olduğumuzu duyan köy sakinleri bulunduğumuz eve geldi. Yeni gelenlerden biri, orada bulunan genç kızlardan birinin tıp öğrenimine başlamak üzere olduğunu duyunca söze girerek, "Kendilerini koruyabilmek için hep dağların en sarp yamaçlarına çekilmişlerdi. Şimdi hemen hemen hepsi gitti. Anladığım kadarıyla orada çok imkânlara sahipler. Bir yerde bizlerden kurtuldular!" dedi.
Yezidilerin şeytana taptıklarını iddia eden bazı önyargılı Müslümanlar onları taşlayarak cennete gitmeyi umuyormuş. Anlaşılan dini ideoloji, buralarda uzun zamandır sevgiden çok nefreti körüklemiş, saldırganlığı örgütlemiş. Yüzyıllardır uygulanan zulümler, Müslümanlığa zorlanmaları Yezidilerin sayılarını çok azaltmış. En inatçı, en mücadeleci olanları ancak direnebilmiş. Bu bölgede birkaç nesil öncesine kadar Yezidi'yken şimdi Müslümanlaşmış büyük bir nüfus bulunuyor. Bunlardan bazıları, geçmişlerini sahiplenerek eski akrabalarıyla iyi geçiniyorlar. Diğerleri, muhafazakâr Müslümanlarla birlikte onları lanetliyor. Belki de Yezidi kalanlar gibi direnç gösteremedikleri için yitirdikleri bu dünyayı yok ederek geçmişin izlerini silmek, yenilgilerini unutmak istiyorlar.
Pek çok insan dünyaya ancak kendi penceresinden bakarak, diğerlerinin tasavvur ve düşüncelerini hep kendisininkine tercüme ediyor, karşısındakini ancak bu tercüme yoluyla algılayabiliyor. Kendilerini çevreleyen Sünni tasavvur âlemi, yavaş yavaş zayıflayıp da özellikle şehirlerde yerini başka kavramsal çerçevelere bıraktıkça, Yezidiler hakkındaki yorumlar da değişik ve bazen komik şekiller alıyor.
Burada Yezidi dostlarımdan birinin bana anlattığı ilginç bir hikâyeyi nakletmek istiyorum: Yaşamakta bulunduğu yerleşimin yüksek bir mülki amiri kendisini çağırıp ona, "satanist" olup olmadıklarını ya da bunlarla bir ilgilerinin bulunup bulunmadığını sormuş. Bu sorunun nedeni bir günlük gazetede satanistlerle ilgili çıkan bir habermiş. Aydın ve samimi bir kişi olan mülki amir, dostumun cevabıyla ikna olarak kendisinden içtenlikle özür dilemiş. Olay hasarsız atlatılmış. Olayın şaşkınlığını hâlâ taşıyan Yezidi dostum, benden satanizm hakkında bilgi almak istedi.
Sanırım bu "tercüme eylemi" nedeniyledir ki, birçok kişi hiç sorgulamadan Yezidilerin Melek Tavus'unu kendi şeytanlarıyla özdeşleştirmekte hiçbir sakınca görmüyorlar. Başkaları, tasavvurlarında, örneğin Yezidilerde olduğu gibi iyi ve kötünün iki zıt kutup olarak kavramsallaştırılmamasını hesaba katmadıklarından, en iyi ihtimalle onları "şeytanı melek sayanlar" ya da "şeytanı yatıştırmaya çalışanlar" diye nitelendiriyorlar. Yezidilerin, onların şeytanıyla kendilerinin sandıkları kadar içli dışlı olmadıklarını, onların kavramlarıyla düşünmediklerini akıllarına bile getirmiyorlar. Neden şeytanla bu denli uğraştıkları sorusunu kendilerine sormadıkları gibi, kendi fantezi ve korkularını onlara yansıtıyor olabilme ihtimalini de tabii ki hiç göz önünde bulundurmuyorlar.
Yezidiler de buralarda yaşadıkları sürece dillerine kilit vurarak "günah keçisi" olmak zorunda kalmışlar. Birçokları bana ne kadar lanetlenmiş de olsa Yezidileri bir İslam mezhebinden sayanların ehven-i şer olduğunu, kendilerini "pagan" diye nitelendirenlerin daha da acımasız olduklarını, kelime-i şahadet getirmediklerinde öldürülmeleri caiz olduğu için büyük kayıplar verdiklerini söyledi. Bu nedenle Harici mezhebinden veya Yezid bin Muaviye'nin takipçisi olarak bilinmeyi yeğlemiş olduklarını anlattılar. Peki ama, ne Harici ne pagan olan, taptıkları söylenen "şeytan"ın adını bile anmayan, hele günümüzdeki satanistlerden haberleri bile bulunmayan Yezidiler kimdir aslında?
Yezidi topluluğu eskiden oldukça dağınık olarak, bugün Irak, Suriye, İran, Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye arasında bölünmüş bulunan bir bölgede yaşıyordu. Bu bölgenin Ermenistan, Gürcistan ve İran dışında kalan kısımları Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimi altındaydı. Yezidiler Osmanlı yönetimindeki topraklardan Ermenistan ve Gürcistan'a, Kırım Savaşı (1853-1856) ve sonrasında da özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında siyasi nedenlerden göç ettiler. Ama Transkafkasya'ya asıl büyük Yezidi göçü 20. yüzyılın başında oldu. Van, Doğubeyazıt ve Kars'ta yaşayan Yezidiler, Osmanlı kuvvetleri ve Hamidiye Alayları'ndan kaçıp Ermenistan'daki boş köylere yerleştiler. Gürcistan'daysa Tiflis ve daha sonra da çoğunluğu Telavi'de olmak üzere kentlerde yaşamaya başladılar. Genellikle aynı köyden aileler, şeyhleri ve pirleriyle birlikte ya aynı köye ya da şehirlerde aynı sokağa yerleştiler.
Gürcistan'daki Yezidilerin bir kısmı 1930'larda ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Ermenistan'daki köylerinden gelerek şehirli kesimi oluşturmaya başladı. Bu süre boyunca pek çok Yezidi, yükseköğretim görerek SSCB'de Yezidi-Kürt aydın zümreyi oluşturdu. Yüzyıla yakın bir süre SSCB'deki Yezidilerin diğerleriyle ve dini merkezleri Laliş'le irtibatları tamamen koptu.
Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla kurulan yeni devletler ve yeni sınırlar Ortadoğu'daki Yezidileri birbirinden iyice ayırmış oldu. Türkiye'deki başlıca Yezidi yerleşimleri Urfa, Mardin ve Batman illerinde bulunuyordu. Hem dinsel, hem de gündelik yaşamda çok önemli rol oynayan dini merkez Laliş ise Irak'ta kalmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte gidilmesi zor bir yer haline gelmişti. Ayrıca kimi Yezidi köyleri de Suriye sınırları içindeydi. Şiilerin yaşadığı yerlerde ise Yezidilerin durumu daha vahimdi. Bu bölgelerde Yezidi kimlikleriyle varlıklarını takiyesiz sürdürebilme şansları daha azdı.
Karabağ yüzünden Ermenilerle Azerilerin arasında çıkan anlaşmazlıklardan Ermenistan'da yaşayan Kürtler ve Yezidiler de etkilendi. Pek çok Azeri'yle birlikte topraklarından sürülen Müslüman Kürtlerin çoğunluğu Azerbaycan'a göçtü. Yezidi Kürtlere ise iki alternatif sunuldu: Ya Kürt etnik kimliklerini reddederek Ermenistan'da kalacak ya da diğer Kürtlerle birlikte ülkeyi terk edeceklerdi. Ermenistan'da kalan Yezidilerin azınlık statüsü ve buna bağlı tüm hakları vardır.
Ermeni tezine ve onlara yakın Yezidi tezine göre, Yezidilerle Kürtler aynı etnik kökenden değillerdi. Bu görüşe göre Yezidiler dilleri asimilasyona uğrayarak Kuzey Kürtçeyi (Kırmançi) benimsemişlerdi. Ermeniler Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra bile bazı Ermenilerin Hıristiyanlık öncesi inançlarını muhafaza etmişlerdi. Örneğin Mardin yöresinde kısa bir zaman öncesine kadar yaşayan Şemsilerin Ermeni soyundan oldukları kabul edilir. Şemsiler de Yezidilerde olduğu gibi güneşi kutsal sayar, hatta ona tapar. Bu iki dinin arasındaki benzerliklere dayanılarak Yezidilerin Ermenilerle yakınlıkları öne sürülmüştür. Bu görüşü benimsemeyerek Kürt etnik kimliğine sahip çıkan Yezidilerin büyük çoğunluğu ise belirtilen nedenlerden Azerbaycan'a değil de, Rusya'ya gitti ya da Avrupa'ya iltica etmeye çalıştı.
Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla meydana gelen ekonomik ve sosyal krizler nedeniyle bu bölgelerden Avrupa'ya büyük bir Yezidi göçü başladı. Özellikle bu bölgelerde milliyetçi hareketlerin güç kazanması Yezidilerin varlığını tehdit eden baş etmenlerden biri oldu. Suriye ve Irak'tan göçün artmasının önemli nedenlerinin başında bölgede köktendinci İslami hareketlerin güçlenmesi gelmektedir. Türkiye'de ise parmakla sayılacak kadar az kalan Yezidiler, Türk devleti ile PKK arasındaki çatışmanın kısa bir süre içinde şiddetlenmesiyle (1984-1994) ülkeyi terk ettiler. Hoşgörüsüzlük ve zulme bir de savaş eklenip, dünyanın başka bir köşesinde var olabilme imkânları doğunca binlerce yıllık yurtlarından kopup gittiler.
Günümüzde Türkiye, Suriye, Ermenistan, Irak ve Gürcistan'dan gelen Yezidiler neredeyse yüzyıl sonra Avrupa'da buluşuyor, Avrupa toplumuna entegre olmaya çalışıyorlar. Arzuları dışında aralarına bir dizi sınır girmiş olsa da, Yezidiler, bütün bu sınırları yavaş yavaş aşarak Avrupa'da bir cemaat oluşturmaya çabalıyor. Onları her şeyden önce anadilleri olan Kırmançi ve dinsel inançları birleştiriyor. Dünyanın çeşitli ülkelerine savrulmuş bu insanların, tüm değişik tarihi deneyimlerine karşın, geleneklerini, dinlerini ve dillerini unutmamayı başarması ve kimliklerini koruyabilmesi ilginç bir olgu. Bence bu olgu, açıklamasını, Yezidilerin sıkıca bağlı oldukları iç evlilik pratiğinde buluyor. Bununla birlikte Avrupa'da hesaplaşma ve yeniden biçimlenme sürecini yaşayan bu cemaatte bir canlanma göze çarpıyor.
İlginçtir, Yezidi cemaatinin geleneksel yapısındaki kısmi çözülmenin, diaspora ortamında, Yezidiliğin yeniden canlanmasına yaradığına da tanık olduk. Bu gelişmenin nedenlerinden biri Avrupa'da gündemde olan çokkültürlülük ve kültürel çoğulculuk tartışmaları. Sınıfsal, sosyal ve dini kimliklerin gölgede kalmasına neden olan bu söylem, doğası gereği etnik kimliği ön plana çıkardığı için cemaatler ve kişiler, kendilerine ve geleceğe ilişkin tasarımlarında da bu kimliklerine daha çok önem veriyorlar. Kişiler ve gruplar, geçmişlerini içinde bulundukları durumdan yola çıkarak değerlendiriyorlar.
Belleklerin, geçmişi ayıklayıcı biçimde değerlendirerek anılarını bugüne uygun olarak yeniden biçimlendirdiklerini kabul edecek olursak, kişilerin ve grupların mutlak bir kökene ve statik bir konuma sahip olduklarını kabul edemeyiz. Freud'un da belirttiği gibi kimlikler, kökenler ve farklılıklar verili koşullarda, belli bir bağlamda birbiriyle ilişki içinde oluşurlar, yeniden üretildikleri için değişken, oluşma halinde ve görecedirler. Geçmiş, her yeni deneyimle yeniden şekillendirilir. Köken ve kimlik tartışmalarını herhangi bir gerçekliğe dayanmaktan ziyade ideolojik yanı ağır basan, sisteme özgü koşullarda ve üretilen politikalarla şekil değiştiren süreçler olarak değerlendiriyorum.
Küreselleşme olgusu teknik gelişmenin sağladığı olanaklarla iletişimi kolaylaştırarak, mesafeleri yakınlaştırarak kültürler arasındaki farklılıkları yok ediyor. Diğer taraftan yine bu gelişmenin ürünü olan atomizasyon süreciyle insan ilişkilerinin sürekliliğini kaybetmesi gibi olgular karşısında duyulan derin güvensizlik ve yalnızlık kaygısı, cemaat fikrini güçlendiriyor. Tüm toplum ve cemaatleri benzer bir şekilde etkileyen bu süreçlerin yarattığı benzeşme kaygısıysa insan topluluklarında farklılıkların ön plana çıkarılması eğilimini artırıyor.
Paranın başlı başına bir "maneviyat" oluşturduğu dünyamızda bu gelişmeye özgünlüklerini koruyarak direnç göstermek isteyen kültürel kimliklerin, sistem tarafından özümsenmekten ve birbirlerine benzemekten kurtulmaları zor gibi görünüyor. Ne kadar farklı kültürlerden olsalar da yeryüzündeki çoğunluk belli ürünlerin tüketicisi haline geliyor. Yöresel kültürler ya hızla yok oluyor ya da çehre değiştiriyor.
Her ne kadar kitabımızda geleneklerine bağlı Yezidileri ele alıyorsak da, aynı kişilerin yaşadıkları toplumun tüketim alışkanlıklarına ayak uydurmuş oldukları da açıktır. Örneğin birçok Yezidi için Almanya dışında yaz tatilini geçirmek ihtiyaç haline gelmiş. Bazıları Bodrum, Antalya gibi yörelere Avrupalı Yezidi turistler olarak geliyor. Pek çok Yezidi çocuğu kullandıkları eşyaların Nike, Levi's gibi markalardan olmasına önem veriyor. Kürt müziğinin yanı sıra rock, caz, hip-hop gibi müzik türlerini sevenlerin sayısı da hayli yüksek. Böylece Avrupalı birçok Yezidi genç bir taraftan geleneksel düğünlerinde halay çekerken, aynı zamanda break dans yapıyor, diskoteğe giderek eğleniyor.
Son olarak kitabın iç yapısına ilişkin birkaç cümle edeyim: Dört bölümden oluşan bu kitapta, Türkiyeli Yezidilerin esas alarak bu hesaplaşma ve yeniden biçimlenme sürecini sergilemek istedim. Yezidilerin Türkiye'den göç etme nedenlerini ve bu göçün yarattığı toplumsal, dini ve ekonomik değişimleri, tarihsel ve politik bağlamı dikkate alarak belirtmeye çalıştım.
Birinci bölüm, araştırma alanım hakkında genel bir bakış sunuyor. İkinci bölümde, Yezidilerin din anlayışını tanıtıp bu anlayışın diaspora koşullarında uğradığı dönüşümün nedenlerini tartışıyorum. Sosyal ilişkilerde vuku bulan ve diğer cemaatlere kıyasla farkların belirlenmesi suretiyle Yezidi cemaatinin bir yeniden-tanımına yol açan dönüşüm ise, kitabın üçüncü bölümünün konusunu oluşturuyor. Bu yeni tanımın bir başka yönü dördüncü bölümde, Yezidilerin bugünkü durumunu etkilemekte olan çeşitli eğilimlerin sürdürdüğü politik tartışmalar bağlamında incelendi.